Bazen bir fotoğraf, bir sayfa dolusu yazıdan daha fazlasını anlatır. Fotoğraf albümünü karıştırırken gözüm bir karede takılı kaldı. Siyah beyazdı ama anlattıkları fazlasıyla renklidir. Sucu Oğuz (Berberoğlu), Ramazan Kabak, Atilla Karadirlik, Kaleci Mehmet ve Macit Yorulmaz… Şeker Stadı’nın önünde çekilmiş bu fotoğraf, beni yıllar öncesine götürdü. Sıtmapınarı’nın Malatya’nın batıya açılan kapısı olduğu günlere…

O yıllarda yollar sadece şehirleri değil, insanları da birbirine bağlardı. Futbolun mahallede başlayıp tribünlere taşan bir sevda olduğu, sinemanın hayata kısa bir mola verdiği, gırgırın ve şamatanın dostlukları pekiştirdiği zamanlardı. Herkesin birbirini tanıdığı, selamın eksik olmadığı, muhabbetin samimiyetle kurulduğu günler…

Paranın amaç olmadığı yıllarda yaşanan arkadaşlığı iliklerine kadar hissedenler için bugün bazen çekilmez hale geliyor. Sıtmapınarı’nda gırgırın ve martavalın sokaklara taştığı; kahveler, çay ocakları ve Cumhuriyet İlkokulu’nun önü, bugünün “komedi yaptığını sananlarını” cebinden çıkaracak performanslara sahne olurdu. Futbolun alfabeyle birlikte hayatımıza girdiği o yıllarda aileler için tehlike sınırı hiçbir zaman kırmızı çizgiye yaklaşmazdı.

Çocuklarının nerede olduklarını, hangi tarlada ya da okul bahçesinde oynadıklarını çok iyi bilirlerdi. Sinemanın büyülü dünyası da bizleri futbol kadar etkilerdi. Altar’ın oğlu Tarkan kahramanımızdı; Kostak ise hepimizin düşmanı. Karaoğlan, Battalgazi ve Kara Murat filmleri milliyetçilik yolculuğumuza katkı sağlardı. Kovboy filmlerini ise ayrı bir yere koymak gerekirdim. Sıtmapınarı’nda toplanma yerlerinde bir araya gelir, renkli sinemanın yolunu tutardık. Film sonrası yapılan eleştirilerin mekânı yine aynı yerler olurdu. Bugün “arkadaşlık” kelimesi sıkça kullanılıyor ama içi giderek boşalıyor. Oysa bu siyah-beyaz kare bize başka bir şeyi hatırlatıyor: Hesapsız dostlukları, yan yana durmanın kıymetini, birlikte gülmenin değerini… Foto Aşık’ın objektifine yansıyanbu an, sadece bir hatıra değil; kaybolan bir kültürün sessiz tanığı. Fotoğraf karesinde yer alan ve genç yaşta aramızdan ayrılan Sucu Oğuz’a rahmet diliyorum. Hayatımızın en güzel yıllarına tanıklık eden isimlerden biriydi.

Bazen gençlerle sohbet etme şansını yakalıyoruz. Ellerindeki cep telefonlarını kısa süreliğine kullanmadığı anlarda anlattıklarımızdan etkilenmeleri bana değil kendilerine sürpriz oluyor. Arkadaş kavramının en güzellini yaşadığımıza dair söylemlerine alıştım. Şimdilerde sosyalleşme adına yaptıkları tek şey ellerindeki telefonlarıyla aralarında oluşan sanal-gerçeklik ikilemi arasında yanında kimlerin olduğunu görmeden zamanı yolcu ediyorlar.

Biz arkadaşlığın, büyüklere ve küçüklere saygı göstermesin bizlere sunduğu güzellikleri yaşayarak şimdiki nesillere sadece gözlemlerimizle sitem ediyoruz. “Bizim fotoğraflarımız siyah beyazdı ama arkadaşlıklarımız renkti. Bugünün fotoğrafları renkli; ama dostlukları çoğu zaman solgun. Belki de mesele teknoloji değil… Yan yana durmayı unutmamız. Çünkü bazı fotoğraflar eskimez; içinde zaman değil, insanlık saklıdır.”