Hayatım boyunca beni gerçekten şaşırtan anların sayısı çok azdır. Bu nedenle, uzun bir aradan sonra yeniden düzenlenen Kayısı Festivali’nin dün yapılan konserinde unutulmaz bir ana şahit oldum.
Konserlere olan ilginin neden beklentilerin altında kaldığını şimdilik yazmak istemiyorum. Belki onu başka bir yazının konusu yaparım.
Ancak dün gerçekleştirilen konser programında sahne alacak sanatçıları önceden bilmeden, gözlem yapmak amacıyla saatler öncesinden fuar alanına gittim.
Konser alanına vardığımda sahnede elinde kemanıyla genç bir müzisyen vardı. Ses düzeni sırasında İtalyan Besteci Vittorio Monti'nin dünyaca ünlü eseri Czardas'ın en bilinen bölümünü çalmaya başlayınca, bir an için Malatya'da olduğumu unuttum. O birkaç dakikalık performans, insanı bulunduğu şehirden alıp bambaşka bir dünyaya götürecek kadar etkileyiciydi.
Kısa resitalin ardından bu genç sanatçı hakkında bilgi almak için arkadaşların yanına gittim. Adının Ali İnsan olduğunu duyunca yıllar önce Mozart Ödülü'nü kazanan ilk yabancı müzisyen olduğunu hatırladım.
Ödülü aldığı yıllardaki görüntüsünden çok daha olgun, çok daha rahat ve sahneye hakim tavırları dikkatimi çekti. Kısa sohbetimiz sırasında sadece keman tekniğini değil, müzik bilgisini de sürekli geliştirdiğini görmek beni ayrıca mutlu etti.
Konser performansı ise son yıllarda izlediğim en etkileyici sahne performanslarından biriydi.
Özdemir Erdoğan'ın unutulmaz eseri "Gurbet"i seslendirirken kemanından yükselen nağmeler, 6 Şubat depremlerinin ardından Malatya'yı terk etmek zorunda kalan binlerce hemşehrimizin yaşadığı Malatya hasretini yeniden hissettirdi. O anlarda sadece sahnedeki müzik konuşuyordu. Konser alanındaki birçok kişinin gözleri dolarken, kimi sessizce gözyaşlarını sildi. Müzik, bazen kelimelerin anlatamadığını birkaç nota ile anlatabiliyordu.
1960'lı yılların sonunda Tülay German'ın hafızalara kazıdığı "Burçak Tarlası" da Ali İnsan'ın yorumuyla bambaşka bir kimliğe büründü. Anadolu ezgileri ile klasik müzik disiplinini aynı potada eriten bu yorum, dinleyenlerden büyük alkış aldı.
Henüz 13 yaşındayken Almanya'nın prestijli Jugend Musiziert yarışmasında Mozart'ın "Voi Che Sapete" aryasını seslendirerek Mozart Ödülü'nü kazanması ve bu ödüle layık görülen ilk yabancı müzisyen olması, sahip olduğu yeteneğin en önemli göstergelerinden biri.
Toplum olarak Mozart ismini en çok "Türk Marşı" ile tanıyoruz. Pek çok kişi bu eserin arkasındaki hikâyeyi bilmez. Wolfgang Amadeus Mozart, 18. yüzyılda Avrupa'da büyük ilgi gören Osmanlı kültüründen ve mehter müziğinin coşkulu ritimlerinden etkilenerek bu besteyi yapmıştı. Bugün hala dünyanın dört bir yanında ilgiyle dinlenmesinin nedenlerinden biri de budur.
Mozart, 40. Senfoni ve Requiem gibi ölümsüz eserleriyle klasik müzik tarihinin en önemli isimlerinden biri oldu. Avusturya'nın Salzburg kentinde doğan büyük besteci, aradan geçen yüzyıllara rağmen yaşadığı şehrin en güçlü markası olmayı sürdürüyor.
Yakın zamanda ziyaret ettiğim Salzburg'da bunun en somut örneğini gördüm. Şehrin neredeyse her köşesi Mozart'ın adıyla özdeşleşmiş durumda. Müzelerden konser salonlarına, hediyelik eşyalardan kafelere kadar her yerde onun izleri var. Dünyanın dört bir yanından gelen milyonlarca turist, Mozart'ın yaşamını yakından görmek için Salzburg'u ziyaret ediyor. Böylece şehir, sadece kültürel değil, ekonomik anlamda da büyük bir değer kazanıyor.
Benzer bir durum İngiltere'nin Liverpool şehri için de geçerli. John Lennon, Paul McCartney, George Harrison ve Ringo Starr'dan oluşan Beatles grubu, yıllar geçmesine rağmen milyonlarca müzikseveri hala Liverpool'a çekmeye devam ediyor. Şehir, Beatles mirasını sadece korumakla kalmıyor; onu turizme, kültüre ve ekonomiye dönüştürmeyi de başarıyor.
İşte tam da bu yüzden dün akşam Ali İnsan'ın kemanından yükselen ezgileri dinlerken aklımdan şu düşünce geçti: Bir sanatçı bazen tek başına bir şehrin ruhunu değiştirebilir. Müzik yalnızca kulaklara değil, hafızalara da dokunur. Ve şehirler, ancak sanatçılarına değer verdikleri ölçüde geleceğe iz bırakabilirler.
Yüreğinde taşıdığı Malatya sevgisini kemanının tellerine dantel gibi işleyen Ali İnsan için bundan sonraki yolculukta asıl kazanan, onun müziğinde kendi hikâyesini bulan izleyiciler olacaktır.





