Müzik dünyası uzun zamandır tartışmaların odağında. Bir yanda yapay zeka ile üretilen şarkılar, diğer yanda milyonlarca dinlenmeye ulaşan ancak müzikal kalite açısından soru işaretleri taşıyan notalar arasına sıkışmış melodiler.
Sosyal medyanın yön verdiği yeni müzik anlayışı, özellikle genç kuşakların müzik zevkini şekillendirirken, gerçek anlamda emek verilmiş eserlerin sayısının giderek azaldığı yönündeki eleştiriler de her geçen gün artıyor.
Bugün birçok sanatçının aldıkları konser ücretleri, seslendirdiği eserlerden daha fazla konuşuluyor. Oysa müzik, rakamlardan ve gösterişten önce duyguya, emeğe ve kalıcılığa dayanır. Belki de bu yüzden 1970 ve 1980’li yılların müzikleri hala ilgi görüyor. Çünkü o dönemin eserlerinde samimiyet, güçlü yorum ve gerçek enstrümanların sıcaklığı vardı.
Kıraç gibi sanatçıların sahnede sergiledikleri performanslar ve geleneksel müzik tonlarına bağlı kalmaları, bu anlayışın günümüzdeki önemli temsilcileri arasında yer almalarını sağlıyor. Dinleyici, dijital efektlerin arkasına saklanmayan gerçek sesleri hâlâ özlüyor.
Türk müzik tarihinde ise Fecri Ebcioğlu ve Sezen Cumhur Önal’ın ayrı bir yeri vardır. Avrupa’da popüler olan yabancı şarkılara yazdıkları Türkçe sözlerle ortaya çıkan “Türkçe Sözlü Hafif Müzik” akımı, bir dönemin müzik kültürünü şekillendirmişti. Ajda Pekkan, Alpay ve Nilüfer gibi isimler de bu anlayışın son örnekleri olarak müzik yaşamlarına devam ediyor.
Ancak bugün sizlere biraz daha farklı bir isimden söz etmek istiyorum: Marc Aryan...
Malatya kökenli Belçikalı “chanson” sanatçısı Marc Aryan, yalnızca sesi ve müziğiyle değil, memleketine olan bağlılığıyla da hafızalarda yer etmiş bir sanatçıydı. Çocukluğunun ilk yıllarını Malatya’da geçirmiş, yıllar sonra Avrupa’da büyük bir üne kavuşmasına rağmen Malatya ile olan bağını hiç koparmamıştı.
Onun Malatya sevgisinin en somut göstergelerinden biri, Fransa’da kurduğu plak şirketine “Malatya” adını vermesiydi. İnsan köklerini unutmayabilir; ancak onları sanatına ve çalışmalarına taşıyabilmek ve ortamda bunu açıklamak farklı bir duyguyu gerektiriyor.
Marc Aryan hakkında anlatılan en ilginç hikayelerden biri ise “Ayşe, Fatma ve Semra” isimleriyle ilgilidir. Kendi anlatımına göre, çocukluk yıllarında Malatya’da komşuları olan bir ailenin üç kız kardeşinden etkilenmiş, yıllar sonra da bu isimleri eserlerinde yaşatmıştır.
Çocukluk anılarının onlarca yıl geçmesine rağmen hafızada canlılığını koruması, insanın doğduğu ve büyüdüğü topraklarla kurduğu bağın ne kadar güçlü olduğunun en güzel göstergelerinden biridir. Marc Aryan’ın eserlerinde yer verdiği bu isimler, yalnızca birer hatıranın izleri değil; aynı zamanda Malatya’ya ve çocukluk yıllarına duyduğu özlemin de sessiz bir yansımasıdır.
Bu hikayenin, yakın dostu ve birçok eserine Türkçe söz yazan Fecri Ebcioğlu’na anlatmasından sonra ortaya çıkan Ayşe,Fatma,Semra adını taşıyan plak büyük ilgi görmüş, satış rakamları da beklendiği gibi yüksek olmuştu. Malatya’nın eski komşuluk kültürünü ve sıcaklığını notalara taşıyan bu parça bugün bile internet ortamında dinlenmeye devam ediyor.
Yıllar önce Paris’te bulunduğum günlerde, 1970’lerin atmosferini günümüze taşıyan bir mekanda Marc Aryan’ın şarkılarını dinlerken çok etkilenmiştim. O gün sadece melodileri dinlemedim, aynı zamanda yıllar önce doğduğu topraklardan ayrılmak zorunda kalan bir insanın memleket özlemini, geçmişe duyduğu bağlılığı ve yüreğinde taşıdığı Malatya sevgisini de dinledim. Şarkıların arasında dolaşan bu duygu, bir sanatçının hayat hikayesini ve köklerine olan özleminin notalara taşınmasını anlatıyordu.
Mekandaki müzikseverler, Marc Aryan’ın Malatya sevgisinden söz ediyor, Johnny Hallyday ve Julio Iglesias gibi dünyaca ünlü sanatçıların da yer aldığı plak şirketine neden “Malatya” adını verdiğini anlatıyorlardı. Onlara Malatyalı olduğumu söylediğimde ise eski Fransız müzik dergilerini gösterdiler. Marc Aryan ile yapılan röportajlarda Malatya adının sık sık geçtiğini görmek beni hem şaşırtmış hem de gururlandırmıştı.
Bugün, yapay zekanın sözlerini ve müziklerini ürettiği, hatta en iyi albümler listelerini belirlediği bir dönemde yaşıyoruz. Ancak bazı melodiler sadece kulağa değil, hafızaya da hitap eder. Marc Aryan’ın şarkıları ve Malatya’ya duyduğu sevgi de işte o unutulmayan anlardan bazılarıdır.
Çağan Irmak’ın 2008 yılında yönetmenliğini yaptığı Issız Adam filminin bir sahnesinde görülen pikap ve Nil Burak’ın seslendirdiği “Yalnızım Ben” adlı plağın çalındığı sahne, ülkede bir anda pikaplara ve 70’li yıllara ait plaklara olan ilgiyi yeniden canlandırdı. Pek çok kişi çatı katlarında unutulmuş plaklarını gün yüzüne çıkardı.
Son yıllarda bazı plakların değeri oldukça yüksek rakamlara ulaştı. Bunların arasında Marc Aryan’ın “Kalbin Yok Mu?” adlı 45’lik plağı da yer alıyor. Plak koleksiyoncularının bu plağa ulaşabilmek için verdikleri ilanlarda, adeta servet teklif edenler bile var.
Gerçek müzik konusunda duyarlı olan müzikseverlerin Marc Aryan melodilerine yönelmeleri halinde pişman olmayacaklarını belirtmek isterim. Onun eserleri, yalnızca bir dönemin değil, aynı zamanda kalıcı müzik anlayışının da önemli temsilcileri arasında yer almaktadır.






