Malatya’nın turizm anlamında en parlak dönemlerini yaşadığı 1985-2000 yılları arasında şehrimize gelen yabancı ziyaretçilerin ülke dağılımına bakıldığında, ilk sırada Japonya’nın yer alması her zaman ilgimizi çekmişti. Özellikle Kapadokya ve Nemrut ziyaretlerinin Japon turistler için neden bu kadar önemli olduğunu merak eder, fırsat buldukça gelen misafirlere bu soruyu yöneltirdik.
Aldığımız cevaplar arasında beni en çok etkileyenlerden biri ise yıllar geçse de hafızamdan silinmeyen bir anı oldu.
1991 yılında Japonya’da verilen bir konsere katılan bir Japon hanımefendi, Türkiye’ye gelmesinin en önemli sebeplerinden birinin Barış Manço olduğunu söylemişti. O akşam Barış Manço’yu canlı izlediğini, onun ülkesini görmek istediğini ve nihayet bu hayalini gerçekleştirdiği için büyük mutluluk duyduğunu anlatırken gözlerindeki heyecanı fark etmemek mümkün değildi.
İşte o an, müziğin sınırları nasıl aşabildiğini bir kez daha anladım.
Müzik alanında ülkemizin gerçek bir barış elçisi olan Barış Manço’nun Japonya’da ne kadar sevildiğini ilk ağızdan duymak, bir Türk olarak bize büyük bir gurur yaşatmıştı. Sadece şarkılarıyla değil, kültürüyle, diliyle ve duruşuyla da insanlara ulaşabilmiş bir sanatçıdan söz ediyoruz.
Anlatılanlara göre Barış Manço’nun konser boyunca Japonca konuşması salonda bulunan herkesi şaşkına çevirmişti. Ancak asıl unutulmaz an, konserin açılış parçası olan “Dönence”nin intro (giriş) bölümünün başlamasıyla yaşanmıştı. O ilk notalar duyulduğunda salonun adeta buz kestiği, herkesin derin bir saygı ve hayranlık içinde dinlediği söyleniyordu.
Türk pop müziğinin intro anlamında en güçlü eserlerinden biri olan “Dönence”, aradan geçen yıllara rağmen sadece Japonya’da değil Avrupa’nın birçok ülkesinde hâlâ dinlenmeye devam ediyor. Bu durum, müziğin kültürel bir temsil aracı olarak ne kadar kalıcı olabileceğini açıkça gösteriyor.
Bir dönem kültürel donanımı, entelektüel birikimi ve sıra dışı müzik anlayışıyla Barış Manço ve Kurtalan Ekspres, yalnızca şarkı söylemekle kalmıyor; konser verdikleri ülkelerde Türkiye’nin kültürünü, değerlerini ve yaşam biçimini de tanıtıyordu. Onun sahnesi bir konserden çok, bir kültür köprüsüydü.
Bugün ise tablo biraz farklı görünüyor. Mega Star unvanını taşıyan Tarkan’ın yurt dışı konserlerinde, dans performanslarının ve sahne şovlarının, seslendirdikleri eserlerin önüne geçtiği yönünde tartışmalar sıkça gündeme geliyor. Görsellik elbette önemlidir; ancak müziğin ve kültürel temsilin önüne geçtiğinde, asıl amaç sorgulanmaya başlanıyor.
Daha da önemlisi, konser verilen ülkelerin diline ya da kültürüne temas etmeyen bir sahne performansı, ülke tanıtımına ne ölçüde katkı sağlar? Bir sanatçı yalnızca eğlendiren bir figür mü olmalıdır, yoksa aynı zamanda ülkesinin kültürel elçisi mi?
Bugün turizmi, tanıtımı ve kültürel diplomasiyi konuşurken çoğu zaman büyük projelerden, kampanyalardan söz ediyoruz. Oysa bazen bir sanatçının söylediği bir şarkı, bir ülkenin tanıtımını yıllarca sürdürebilecek kadar güçlü bir etki bırakabiliyor.
Barış Manço’nun yaptığı tam olarak buydu.
Bir şarkı söyledi, bir ülkeyi merak ettirdi.
Ve yıllar sonra o merak, Kapadokya’nın peribacalarına, Nemrut’un zirvesine, Malatya’nın şehir merkezine kadar uzandı.
İşte müziğin gerçek gücü belki de tam olarak budur.
Bir ezgiyle başlayan yolculuk, bir ülkeye duyulan sevgiye dönüşebilir.





