
Bugün insanlık, tarihin en hızlı iletişim çağını yaşarken belki de en derin yalnızlık döneminden geçiyor. Herkesin birbirine bir ekran kadar yakın olduğu bu çağda, kimse kimsenin yüreğine gerçekten dokunamıyor. Bir zamanlar dostluk; aynı sofraya oturmak, aynı yolda omuz omuza yürümek, susarken bile anlaşabilmekti. Şimdi ise arkadaşlıklar “takip et” tuşuna, sevgiler birkaç saniyelik hikâyelere, samimiyet ise filtrelenmiş görüntülere sığdırılıyor. Uzun geceleri kısaltan sohbetlerin yerini kısa yorumlar, içten bakışların yerini ekran ışıkları aldı. İnsanlar artık birbirlerini hissetmiyor; yalnızca birbirlerini izliyor. Ve belki de bu yüzden, kalabalıklar büyüdükçe insanın içindeki boşluk daha da derinleşiyor.
Oysa bizim gençliğimizde arkadaşlık başka bir şeydi…
Bugün sizlere, dostluğun anlamına gerçekten yakışır üç isimden söz etmek istiyorum: Vahap Kasap, Ali Kemal Şahin ve Turhan Özen…
Uzun saçları, 68 kuşağını anımsatan kıyafetleri, ellerindeki müzik aletleri ve boyunlarından eksik etmedikleri “Demis Roussos” kolyeleriyle Sıtmapınarı’nın unutulmaz simalarıydılar onlar. Mahallenin her sokağında, her köşesinde biraz sesleri, biraz kahkahaları kalmıştır mutlaka. O yıllarda özgürlük biraz uzun saçta, biraz gitar tellerinde, biraz da dostlukta gizliydi.
Bu üç arkadaşın gecenin ilerleyen saatlerine kadar süren “boheme” yaşamlarına ve sohbetlerine, kimi zaman hüzünlü şarkıların arasına karışan umut dolu kahkahalarına tanıklık etmiş biri olarak, hafızamda kalan o günleri bugüne taşımak hep içimde kalan bir istek olmuştur.
Çünkü bazı insanlar sadece yaşadıkları döneme değil, onları tanıyanların hafızasına da iz bırakırlar. Üç arkadaştan içine en kapanık olan Ali Kemal Şahin’di. Sokağa ilk çıkanda kendisi oluyordu.
Evimiz Ali Kemal Şahin’in evine çok yakındı. Evden koşarcasına çıkar buna karşın gecenin ilerleyen saatlerinde eve dönüşü de hep ağır adamlarla oluyordu.
Mahallenin genç kızları başta olmak üzere semtin dört bir yanındaki insanlar, uzun saçlı bu üç arkadaşın Sıtmapınarı’nda kurduğu sıra dışı dostluğa hayranlıkla tanıklık ediyordu.
En büyük hayalleri “Kızılcıklar” adında bir orkestra kurmaktı.
Ekibin önemli ismi Vahap Kasap’ın bu konudaki girişimlerin trajikomik anlarını yıllar sonra yaptığım söyleşide dinlerken şaşkına dönmüştüm.
Her şey, Ali Kemal Şahin’in genç yaşta yaşadığı böbrek rahatsızlığı nedeniyle hayata veda etmesiyle değişmişti.
Özellikle Vahap Kasap’ın, Ali Kemal’in ölümünün ardından günlerce evden çıkmaması konusunu anlattığı anlar hâlâ hafızamdadır. Bugün insanların çorap değiştirir gibi arkadaş değiştirdiği bir dönemde, çocukluktan başlayıp hayatın kaçınılmaz sonuna kadar süren böyle bir dostluk karşısında ne düşündüklerini gerçekten merak ediyorum.
Yıllar sonra üç arkadaşın hayatta kalan tek üyesi olan Vahap Kasap ile ben ve arkadaşlarımın her zaman kalbinde yer alacak olan ölümsüz arkadaşlıklarını anlatan geniş bir söyleşi yapmıştım.
Ali Kemal Şahin’in içine kapanık yapısının hayatına yüklediği zorlukların ardından henüz 23 yaşında hayata veda etmesi, ardından Turhan Özen’in kansere yenik düşmesiyle, Sıtmapınarı’nda herkesin saygıyla baktığı o büyük dostluğun son halkası olarak yalnızca Vahap Kasap kalmıştı.
6 Şubat’ın karanlık ve soğuk gününde Vahap Kasap, eşi, oğlu, gelini ve üç torunu aramızdan ayrıldı.
Depremden bir saat önce bana yazdığı “ Apo, keşke sende bizim ekibin bir parçası olsaydın” mesajını yazmıştı.
Ne zaman Demis Roussos dinlesem gözlerim dolar.
Demis Roussos’a benzeyen yüz hattı kadar Yunanlı şarkıcının kadife sesinden çıkan parçaları dinlerken hayatının en güzel yıllarını Ali Kemal Şahin ve Turhan Özen ile yaşadığı yıllar aklına gelir.
Üç arkadaş “Kızılcıklar” orkestrasını kuramadılar Fakat bunun hayalini yaşamalarının yanı sıra bir semtin sevgisi kazandılar.
Uzun saçları, kendilerine özgü giyim tarzları ve yıllara meydan okuyan dostluklarıyla hafızalarda yer eden bu üç arkadaşın hikâyesi, bugün hâlâ konuşulmaya devam ediyor. Onları tanıyan herkes, Sıtmapınarı’nın sokaklarında kalan o dostluk izlerini unutamıyor.
Şimdi daha iyi anlıyorum ki; o yılların en büyük zenginliği ne para ne de imkânmış…
Asıl zenginlik, birbirine gerçekten vakit ayıran insanların varlığıymış.
Bugün herkes birbirine çok yakın görünüyor. Ama aslında insanlar birbirinden hiç olmadığı kadar uzak. Belki de bu yüzden geçmişin dostluklarını hatırladıkça insanın içine hafif bir hüzün çöküyor.
Çünkü bazı arkadaşlıklar sadece yaşanmaz…
Bir dönemin ruhunu da taşır.
Tıpkı o üç arkadaşın yaşadığı gibi…






Çoktandır yazılarını takip ediyorum, fakat genlde yazılarını eskiden herṣey çok güzeldi bugün herṣey çok kötü diye özetleye biliriz.
Tabiki geleceği görebilmek için geçmiṣi unutmamak gerek fakat gözümüzü sırf geçmiṣten ayırmazsak bu günü ve geleceǧi nasıl görebiliriz ?
Selam ve saygılarımla.
Mustafa Eriṣik