Son günlerde futbolda yaşanan gelişmeler, özellikle yasa dışı bahis iddiaları ve ardından gelen gözaltılar, sporun adliye koridorlarına taşınmasına neden oldu. Futbol artık sadece saha içinde değil, toplumun vicdanında da tartışılır hâle geldi. Yakın zamana kadar çocuklarının futbolcu olmasını hayal eden anne babalar, yaşanan bu olaylardan sonra düşüncelerini sorgular oldu. Bir zamanlar sokakta, bahçede, boş arsalarda top koşturan çocuklar artık yok. Sokaklar araçlarla dolu, bahçeler betonla kaplı, sahalar ise yetersiz. Spor alanlarında olması gereken çocuklar, ev ortamında bilgisayar başında futbol oynayarak rahatladıklarını sanıyor. Ancak bu rahatlama yalnızca zihinsel bir kaçıştan ibaret.
Bugün çocukların büyük bölümü soluğu ekran karşısında alıyor. Bilgisayar, tablet ve telefon; yeni oyun alanları. Futbol artık sokakta değil, FIFA’da, PlayStation’da oynanıyor. Çocukların futbolla kurduğu bağ tamamen sanal bir zemine kaymış durumda. Üstelik yalnızca futbol değil, şiddet içeren oyunlar da çocukların dünyasını şekillendiriyor. Televizyonlarda bitmek bilmeyen futbol tartışmaları ve spor programları da bu algıyı besliyor.
Bazı aileler hâlâ çocuklarının futbol sayesinde para kazanacağını düşünüyor. Lisanslı sporcu sayısında artış var, evet; ancak bu artış sağlıklı bir spor sisteminin göstergesi değil. Altyapı yetersiz, tesisler sınırlı, yönlendirme ise neredeyse yok. Gerçek sahaya çıkma imkânı bulamayan çocuklar, sanal dünyada kendilerini başarılı hissediyor.
Ancak bu sanal başarı, gerçek futbolla yüzleşildiğinde büyük hayal kırıklıklarına dönüşüyor. PlayStation’da yıldız olan çocuk, seçmelerde kondisyon, disiplin ve fiziksel yeterlilikle karşılaşıyor. Bilgisayar başında futbol oynayan bir çocukla, okul bahçesinde sabahtan akşama kadar top koşturan bir çocuğun gelişimi aynı olabilir mi? Elbette hayır. Üstelik ekran başındaki çocukların yanında genellikle cips, kola ve hazır gıdalar da eksik olmuyor. Hareketsizlikle birleşen bu beslenme alışkanlığı, çocukları obezite sınırına kadar sürüklüyor. Sorunun bir diğer boyutu ise eğitim sistemi. Haftada bir saatlik beden eğitimi dersiyle çocuklara spor alışkanlığı kazandırmak mümkün değil. Üstelik bu derslerin çoğu zaman yoklama almakla geçtiği bilinen bir gerçek.
Avrupa’da okullar haftada iki gün “spor günü” düzenlerken, çocuklar profesyonel antrenörlerle yeteneklerine uygun branşlara yönlendirilirken; biz hâlâ temel ihtiyaçları konuşuyoruz. Halı sahalar da ayrı bir risk alanı. Sayıları hızla artıyor ancak denetim yok. Bilinçsizce yapılan maçlar; kas sakatlıklarına, kalp problemlerine ve ciddi sağlık sorunlarına yol açıyor. Buna rağmen bu alanlar ekonomik kazanç uğruna kontrolsüz biçimde yaygınlaşıyor. Bizler daha şanslı bir nesildik. Mahalle aralarında, tarlalarda, okul bahçelerinde büyüdük. Toprağa basarak spor yaptık, arkadaşlık kurduk. Bugün Malatya’da Sümer Lisesi’nin arkasındaki toprak sahada haftanın üç günü her yaştan insanın futbol oynaması aslında çok şey anlatıyor: Yerel yönetimlerin yapması gerekeni vatandaş kendi imkânıyla yapıyor. Artık bu gerçeği görmezden gelmemeliyiz. Çocuklarımız teknolojiye teslim oluyor, hareket azalıyor, sağlık sorunları artıyor. Yerel yönetimlerin toplumun her kesimine hitap edecek spor alanlarını artırması, okulların sporu ciddiye alması, ailelerin ise çocuklarını ekrandan kaldırıp sahaya yönlendirmesi gerekiyor.
Unutmayalım; her yaşta spor yapılır. “Her şeye zamanımız var ama spora yok” diyorsak, sorun zaman değil, önceliktir.”





