Bir insanın hayatında yaşayabileceği en büyük acı nedir diye sorulsa, çoğumuzun aklına aynı cevap gelir:

Anne, baba, kardeş ve evlat kaybı…

Hangi yaşta olursa olsun, aramızdan ayrılan her insan geride tarifsiz bir boşluk bırakır. Zaman geçer, hayat devam eder ama yüreğin bir köşesinde o acı hep diri kalır.

Birkaç gün önce henüz 15 yaşında olan Batuhan Kalı, aramızdan ayrıldı. Acılı aileye başsağlığı dilemek için gittiğimizde gördüğümüz manzara, kelimelerle anlatılacak gibi değildi. Bir annenin gözyaşı, bir babanın çaresiz bakışı, kardeşlerin sessizliği…

Kalabalık büyüdükçe sesler çoğalır. İnsanlar konuşur, koşuşturur, bazen o kalabalığın tam ortasında, bir annenin ve babanın dünyası sessizliğe gömülür.

 Bazı anlar vardır ki, ne kalabalık teselli eder ne de zaman hızla akar.

Gözleri kalabalığın içinde bir mucize arar gibi dolaşır o anne ve babanın. Her geçen saniye, acının bedendeki yolculuğu biraz daha derinleşir. Bekleyiş uzadıkça yürek daralır, umut ile korku iç içe geçer.

Bir telefon sesi, bir haber, bir işaret… Küçücük bir umut kırıntısına bile tutunmaya hazırdırlar. Çünkü insan, en çok da evladı söz konusu olduğunda umudu son nefesine kadar bırakmaz.

İşte bu yüzden, bazı bekleyişler sadece zamanla değil, yürekle ölçülür. Ve öyle anlar olur ki, yaşanan acının tarifini yapmak bile imkânsızlaşır; kelimeler yetersiz kalır, sessizlik konuşur.

Bir anne ve baba için evlat, “kalbin beden dışında atan parçasıdır” derler. Bu sadece bir söz değil, yaşanmış bir gerçeğin özetidir. İşte o an, o parça sanki yerinden kopmuş gibi can yakar. Nefes almak vardır ama yaşamak yoktur; ayakta durmak vardır ama tutunacak bir dal kalmamıştır. İnsan kalabalığın ortasında bile kendini yapayalnız hisseder.

Zaman ilerler, kalabalık dağılır, sesler susar. Hayat dışarıda kaldığı yerden devam eder gibi görünür. Ama o anne ve babanın içindeki fırtına dinmez. Çünkü evlat acısı, toprağa değil, yüreğe gömülür. Ve bir annenin, bir babanın kalbinde ömür boyu susmayan bir sızı olarak kalır.

Belki de bu yüzden, bir toplumun gerçek sınavı; acıyı yaşayanın yanında ne kadar durabildiğiyle ölçülür. Empati kurabildiğimiz, acıyı paylaşabildiğimiz ölçüde insan kalabiliriz. Çünkü yarın kimin kalabalığın ortasında sessizliğe gömüleceğini hiçbirimiz bilemeyiz.

Halk arasında sıkça söylenen bir söz vardır:

“Ateş düştüğü yeri yakar.”

Gerçekten de öyle… Bir kaybın acısını en derinden yaşayan, o ateşin düştüğü yerdir. Dışarıdan bakıldığında zamanla her şey normale dönmüş gibi görünür. Oysa o evin içinde hayat artık eskisi gibi değildir. Bir sandalye hep boş kalır, bir odanın ışığı daha az yanar, bir sofrada eksiklik hissedilir.

Anne Doğum Uzmanı Op. Dr. Zercan Kalı, meslek hayatı boyunca yüzlerce bebeğin dünyaya gelişine tanıklık etmiş, her doğumda ailelerin sevincine ortak olmuş bir hekimdi.
Ancak bu kez kader, ona en ağır sınavlardan birini yaşattı.

Yıllarca yeni hayatların ilk nefesine şahitlik eden bir anne ve doktor olarak, şimdi kendi oğlunun dünyadan ayrılışının tarifsiz acısıyla baş başa kaldı.

***

Yıllar önce benzer bir acı başka bir aile için de yaşanmıştı. El bebek büyütülen kızlarının, bulundukları mekânın uzağından gelen bir mermiyle hayattan koparılması sadece Malatya’yı değil, tüm ülkeyi derinden sarsmıştı. Günlerce konuşulmuş, herkesin yüreğinde derin bir iz bırakmıştı.

Ancak zaman geçse de acı geçmiyor.

Anne ve babanın yüreğinde açılan yara kabuk bağlasa da hiçbir zaman tamamen iyileşmiyor.

Bugün bir kez daha görüyoruz ki hayat çok kısa, kayıplar çok ağır ve acılar tarif edilemeyecek kadar derin.

Bu yüzden sevdiklerimizin kıymetini bilmek, birbirimize daha sıkı sarılmak zorundayız.

Çünkü bazı vedalar erken olunca, sadece kalpler değil, bedenler de çok yıpranıyor.
Kelimeler yetersiz kalıyor o anlarda…
Ve acı, bir anlık değil; bir ömür boyu insanın içinde taşınan sessiz bir yük olarak kalıyor.

Daha önce benzer acıyı yaşayanlar için genç kardeşimizin taziyesinde gördüğümüz tablo kalbimizin bir yerinde duran acıyı yine hatırlamamıza neden oldu. Her benzer olayda geçmişin yarası yeniden kanar. Televizyon ekranlarında, hastane koridorlarında, enkaz başlarında ya da bir yol

Kenarında bekleyen insanların yüzünde aynı çaresizliği görürüz. İsimler değişir, şehirler değişir, zaman değişir; ama yaşanan acının rengi hiç değişmez.

Batuhan Kalı, artık bedenin ötesinde…
Ama bir evladın sevgisi gibi, anne ve babasının kalplerinde sonsuzluğa karışarak yaşamaya devam edecek.