Profesyonel kulüplerimizin son yıllarda yönetim anlamında yaşadığı sıkıntılar, beraberinde telafisi güç sorunları da getiriyor.
Özellikle transfer dönemlerinde izlenen yanlış politikalar, gelir–gider tablosunun hiçbir zaman denkleşmediği sezonların zorluk derecesini artırıyor.

Yeni Malatyaspor’un Süper Lig’de mücadele ettiği yıllarda, kulübün mali portresi ligdeki birçok rakibinin gerisinde kalmasına rağmen, Adil Gevrek ve yönetiminin ilk dönemlerinde transferlerde yakaladığı isabet oranı medyada geniş yankı bulmuştu.
Afrika’dan getirilen genç futbolcuların Avrupa’da oynama hayallerinin ilk durağı olarak Türkiye’yi seçmeleri, Yeni Malatyaspor’un bu süreçteki işini kolaylaştırdı.

Süper Lig’deki yıllarında kulübün ekonomik tablosu rakiplerinin gerisindeydi. Buna rağmen Adil Gevrek ve ekibinin ilk dönemlerindeki transfer isabeti, medyada büyük ses getirmişti. Özellikle Afrika’dan getirilen genç futbolcuların “Avrupa’ya giden yol Türkiye’den geçer” düşüncesi, Yeni Malatyaspor’un elini güçlendirdi.

Ve bu hikâyede bir isim var ki, özel bir bölümü hak ediyor: Yusuf Ndayishimiye. Sahadaki dinamizmi, kısa sürede gösterdiği gelişim ve ardından gerçekleştirdiği transfer… Hepsi, doğru zamanda doğru kararlar alındığında bu kulübün aslında neler yapabileceğini ispatlıyordu.

Burundi doğumlu bu genç oyuncu, Afrika’dan Türkiye’ye gelirken belki de sadece hayallerinin peşinden koşuyordu. Avrupa’ya açılan bir kapı olarak gördüğü Türkiye’de, ilk durağı Malatya oldu. Sarı-kırmızı forma ile gösterdiği performans, kısa sürede yalnızca Malatya taraftarlarının değil, futbol kamuoyunun da dikkatini çekti.

Orta sahada hem dinamizmiyle hem de oyun disiplinine bağlılığıyla öne çıkan Ndayishimiye, Yeni Malatyaspor’un doğru transfer politikalarıyla neler başarabileceğinin canlı örneğiydi. Henüz birkaç sezonda gösterdiği gelişim, onun sıradan bir transfer olmadığını kanıtladı.

Sonrasında ise bildiğimiz süreç başladı: İstanbul’un büyük takımlarından Başakşehir, genç oyuncunun potansiyelini görerek onu kadrosuna kattı. Bu transfer kulübe önemli bir gelir sağlasa da aslında daha büyük bir gerçeğin altını çizdi:

İstanbul temsilcisinde Ndayishimiye’nin görev yaptığı maçlarda takımın savunma bölgesi daha etkili görüntü ortaya koymuştu. Savunmanın ortasında kendi performansına uyan futbolu bazen orta sahada yaşanan sıkıntıların çare noktasında başvurulan isim yine Ndayishimiye oldu.

Yeni Malatyaspor alt yapısında görev yaparken Orduzu Pınarbaşı’nda oynanan maçta mükemmel fiziği ve oyun zekası beni etkilemişti. Maçtan sonra takım arkadaşları soyunma odasına girerken, Ndayishimiye sahanın kenarında maç sonrası işi antrenman havasına getirmişti.

Daha sonra soyunma odasına yöneldiği zaman kendisine “diğer arkadaşların gibi neden maç sonrası sahayı terk etmedin? Dediğimde “Benim daha çok çalışmam ve sonrasında Türkiye’de büyük bir takım arkasından Fransa’da futbol oynama hayallerim var” dediğinde kendime bu çalışma arzusu ve isteği genç futbolcunun bu isteğinin yakın bir zamanda gerçekleşeceğini arkadaşlara söylemiştim.

Ve öyle de oldu.

Bugün Fransa’nın Nice takımında istatistikleri kendi lehine değiştiren başarılı futboluna devam ediyor.

 Doğru planlama yapıldığında, Yeni Malatyaspor gibi bir şehir takımı da yıldız yetiştirebilir ve bundan ekonomik kazanç elde edebilirdi.

Bugün geriye dönüp bakınca Yusuf Ndayishimiye’nin hikâyesi, sadece bireysel bir başarı değil; Malatya futbolunun nerede hata yaptığını da hatırlatıyor. Eğer bu strateji sürdürülebilseydi, belki de kulüp hem sportif hem de ekonomik olarak bu noktaya düşmeyecekti.

Adil Gevrek yönetiminin ilk dönemlerinde doğru transferler, sınırlı bütçeyle alınan isabetli kararlar ve Süper Lig’de elde edilen sürpriz başarılar vardı. Ancak ne zaman ki başarı beraberinde ekonomik büyümeyi de zorunlu kıldı, işte o noktada dengeler bozuldu.

Transfer dönemlerinde yapılan pahalı, yanlış ve aceleci hamleler, gelir-gider dengesini tamamen altüst etti. Avrupa macerasının verdiği özgüvenle açılan mali musluklar, sürdürülebilirlikten uzak bir tabloyu ortaya çıkardı. Süper Lig’de kalıcı olma hedefiyle yapılan yatırımlar, kısa sürede kulübü borç batağına sürükledi.

Bir diğer sorun ise şeffaflık eksikliğiydi. Taraftar, medyadan okuduğu rakamlarla yöneticilerin açıkladığı veriler arasında sıkışıp kaldı. Oysa futbol ekonomisinin temelinde güven vardır; hem şehre hem camiaya… Malatya’da bu güven duygusu yerini belirsizliğe bıraktı.

Sonuç mu? Bir yanda ödenemeyen maaşlar, kulübü FIFA’ya taşıyan davalar; diğer yanda ligden düşüşler ve “-24 puan” gibi tarihe geçen kara tablolar…

Bugün gelinen noktada Yeni Malatyaspor, sadece sahadaki skorlarla değil, yönetimsel hataların biriktirdiği borçlarla da mücadele ediyor. Asıl trajedi ise şu: Eğer bu krizler zamanında doğru yönetilseydi, belki de Malatya futbolu hâlâ Süper Lig’de adından söz ettiriyor olacaktı.

Ama olmadı. Çünkü futbol sadece topu ağlara göndermek değil; aynı zamanda geleceği planlamaktır. Yeni Malatyaspor, bu gerçeği en acı şekilde öğrenen kulüplerden biri oldu.

Son yıllarda UEFA’dan puan silme cezalarında ilk sıralarda yer alan Yeni Malatyaspor’un an itibariyle saha içindeki mücadelesinde ön planda olan genç futbolcular, kulübün içinde bulunduğu ortamın saha içine yansıyan görüntüsünün temsilcileri olarak hatırlanacaktır.