Her kuşak kendi zamanının çocuğudur.
Ama bazı kuşaklar vardır ki yalnızca yaşadıkları dönemi değil, kendilerinden sonrasını da biçimlendirir.
Bizim kuşak sokak aralarında futbol oynayarak büyüdü. O sokaklar yalnızca oyun alanı değildi; paylaşmanın, dayanışmanın ve birlikte düşünmenin ilkokuluydu. Akşamüstleri çay ocaklarında kurulan masalarda sinemadan müziğe, hayattan siyasete uzanan uzun sohbetler yapılırdı. Masanın üzerindeki gazeteler adeta birer kitaptı. Bilgiye ulaşmak zahmetliydi ama tam da bu yüzden kıymetliydi. Biz bilginin peşinden giderdik.
Bugün tek tuşla ulaşılan bilginin, o günlerde insana kazandırdığı derinliği belki de bu nedenle daha fazla hissederdik.
Yıllar sonra bu dönem “78 kuşağı” olarak anıldı. İki büyük savaşının ardından ortaya çıkan düşünsel akımların son taşıyıcılarıydı belki de… Bilgiyi emekle edinmiş son kuşak.
Ancak bazı kuşaklar arkalarında hep aynı soruyu bırakır:
“Bizim yaptığımızı siz neden yapmıyorsunuz?”
Bugün 68 ve 78 kuşağı ile günümüz gençliği arasındaki tartışmalar tam da bu sorunun etrafında dönüyor.
68 kuşağı sokağın kuşağıydı. Meydanlar, üniversite amfileri, duvarlara yazılan sloganlar onların diliydi. Gençler yalnızca fikir üretmez, o fikirlerin bedelini de göze alırdı. Gözaltı, sürgün, işkence, hatta ölüm… Hiçbiri uzak ihtimal değildi. Giyimleri ve söylemleri mesaj niteliği taşıyordu.
Vietnam Savaşı’na karşı yükselen tepkilerle birlikte Paris’te başlayan ilk tepkiler kısa sürede dünyaya yayıldı. 68 kuşağı, yalnızca bir gençlik hareketi değil; milyonlar için umut oldu.
Bugünün gençliği artık kafelerde, sanal âlemin gölgesinde kurulan sohbetlerle anılıyor. Tepkiler ekranlarda doğuyor, birkaç saniyede büyüyüp yine birkaç saniyede yok oluyor. Mücadele değişti; risk algısı ise buharlaştı.
Artık sokaklarda ve alışveriş merkezlerinde estetik adı altında birbirine benzeyen yüzlerle karşılaşıyoruz. Aynı burunlar, aynı dudaklar… Belki de asıl ihtiyaç duyulan estetik, bedenlerden önce zihinlerde yapılmalıdır.
68’liler için siyaset hayatın merkezindeydi. Bir ideolojiye inanmak, bir dünya hayaline sahip olmak kimliğin ayrılmaz parçasıydı. Bugünün gençleri ise ideolojilerden çok gelecek kaygısıyla tanımlanıyor. Barınma sorunu, işsizlik, liyakatsizlik ve ekonomik belirsizlik onları politikadan koparmıyor belki; ama derin bir yorgunluğun içine sürüklüyor.
Türkiye’de 68 kuşağı denince akla gelen isimlerden Deniz Gezmiş, idam sehpasına giderken bile “Yaşasın tam bağımsız Türkiye” diyebilecek bir inançla yürümüştü. Bugünün genci ise sabah uyandığında ilk olarak telefonuna uzanıyor:
Takipçi sayım artmış mı?
Biri düzeni değiştirmeyi hayal ediyordu.
Diğeri sanal arkadaşlık ve alemin kıskacında günün finalini yapıyor.
O yıllarda müzik bile bir direniş biçimiydi. Cem Karaca, Barış Manço, Fikret Kızılok ve daha niceleri şarkılarıyla sevginin, kardeşliğin ve bağımsızlığın manifestosunu yazıyordu. Sözler yalnızca kulağa değil, vicdana da hitap ediyordu.
68 kuşağı kolektifti.
“Biz” demek güçlüydü.
Bugünün gençliği ise daha bireysel. Bu bir bencillik değil; hayatta kalma refleksi. Çünkü sistem dayanışmayı değil, rekabeti ödüllendiriyor. Gençler de bu düzene uyum sağlamaya çalışıyor. Ne yazık ki bilginin kendilerine sağlayacağı gerçek gücün çoğu zaman farkında değiller.
Yine de bu durum onları bazı konularda duyarsız yapmıyor. Çevre, kadın hakları, özgürlükler ve adalet konusunda oldukça hassaslar. Ancak bu hassasiyet çoğu zaman kalıcı örgütlenmelere değil, anlık tepkilere dönüşüyor. Dijital çağın hızı, direnişi de parçalı hâle getiriyor.
Son dönemde gençliğin popüler kültür üzerinden uyuşturucu ve benzeri alışkanlıklarla kuşatılması ise tesadüf değil. Genç bedenlerin ve zihinlerin bu yollarla devre dışı bırakılması ciddi bir toplumsal sorundur.
Belki de bugün Z kuşağını etkisi altına alanların kendilerine sorması gereken soru şudur:
“Biz nerede hata yaptık?”
68 kuşağı dünyayı değiştireceğine inanıyordu.
Bugünün gençliği ise hayatını kurtarmaya çalışıyor.
Belki de bütün fark burada yatıyor.
Biri hayal kurabildiği için isyan etti.
Diğeri hayal kurmanın ne olduğunu bilmeden sanal alemin kucağında oturmaya devam ediyor.
Ama unutmamak gerekir:
Her kuşağın isyan dili farklıdır.
Dün barikat olan şey, bugün farklı bir noktada duruyor.






Her satırın altına imzamı atarım
"68 kuşağı dünyayı değiştireceğine inanıyordu Bu günün gençliği ise hayatını kurtarmaya bakıyor"
İşin özeti bu.. Z kuşağına empati ile yaklaşmak en doğru yoldur Sevgiler..