Kayısı üretiminde tescil tartışması geçtiğimiz haftanın ana gündem maddesi oldu. Elazığ’ın Baskil ilçesindeki kayısı üretiminin tescillenmesi adına başlayan tartışma Malatyalı üreticilerin tepkisi ile son buldu. Tartışmanın tartışmaya gerek olmadığı bir konu, nedense bir saman alevi gibi parladı. Malatya tarafı konuyu abartmadan kapatmasını başardı mı yoksa şimdilik süreç rafa mı kaldırıldı? Bunu net olarak cevaplayamasak da suların durulduğu aşikâr.

Gelelim konun özetine ve neden lüzumsuz olduğuna. Birincisi Malatya’da Çiftçi Kayıt Sistemi (ÇKS) verilerine göre neredeyse 30 bin aile kayısı üretimi yapıyor. Yıllık ortalama üretim 100 bin tonu buluyor. Sadece bu verileri bile baz alsak, Malatya dışında kayısı konusunda herhangi bir yörenin üretimde liderliği öyle kısa ve uzun vadede devralmasının mümkün olmadığını net bir şekilde görebiliriz.

Siyasetçilerin oportünist tavırları ve söylemleri yüzünden başlayan bu gereksiz tartışmalar nihayetinde bir şekilde son buluyor. Ama belirli bir süre sonra tekrar başlıyor. Benim içinde önemli olan durumda burası. Kuyuya atılan her taşın neden peşinden koşarız ki? Malatya dışında kayısıya coğrafi işaret tescili alabilmek için en az Malatya kadar üretim yapmalısınız. Bu da öncelikle Malatya’da üretimin durması başka yerlerde üretimin aynı hızla artmasıyla mümkün. Bunu da başarmak çok zor. Zira kayısı toprağa çekirdeğini atıp ertesi yıl ürün alacağınız bir yer bitkisi değil. Bir kayısı fidesinin ekimi ve meyve vermesi arasında yılları bulan zorlu bir bakım süreci var. Bu yıllar dediğim sürede en az 3 en fazla da 7 yıl sürebiliyor. Üreticiler bunu çok iyi biliyor. Neresinden tutarsanız tutun o kadar boş bir tartışmaydı.

Bizim kayısı konusunda bundan daha önemli sorunlarımız var. Öncelikle üreticilerin kazanımı. Nerdeyse 200 bin kişinin geçimini sağladığı kayısı üretiminin sürdürülebilirliğini her geçen dönem daha da zorlaştıran en önemli sorun bu. Üretici kazanmazsa herkes kayıp eder. Ki bu yıl da üreticiler fiyatlardan şikâyetçilerdi. Fiyatların makul seviyeye gelebilmesi için Tarım Mahsulleri Ofisi’ni kayısı alımı yapması ve fiyat belirlemesi için birçok defa göreve davet etti ama henüz TMO’dan bir açıklama yapılmadı.

İkincisi kayısı ekonomisinin Malatya’ya doğrudan katkısı. Kayısı gelirleri her sezon sonunda açıklanır. Yaklaşık 350 ile 400 milyon dolar bir gelir sağlanır. Bu gelirin bir kısmını üreticiler sezon boyunca oluşan borçlarını kaparken bir kısmı ile de çeşitli ihtiyaçlarının temininde kullanır. Diğer bir kısmında esnafının ticaret döngüsünde dolaşır. Malatya şehir olarak kayısının gelirlerinden doğrudan faydalanabilecek bir organizasyona sahip değil. Bu nedenle dolaylı sonuçlarını yaşar. İşte konut satışları, araba satışları gibi üreticilerin para harcaması yoluyla oluşan bir döngüye sahip. Tamda burada karşımıza coğrafi işaret tescili çıkıyor. Eğer kayısı üretimi, fidan ekiminden satışına kadar ki süreci takip ve kontrol ederek tescillendirecek bir kurumun gözetiminde yapılsaydı üreticiler, ihracatçılar ve Malatya doğrudan yüksek gelir elde ederdi. Ama süreç tamamen dağınık ve başıboş bir şekilde kendi alışılagelmiş düzeninde yürüdüğü için bırakın üreticiyi ihracatçının bile gelir kaybı yaşadığı adeta boşa akan bir musluk durumunda.

Bir dönem denenen ve başarısız olan Kayısı Birlik girişimi ile bahsettiğim kurumsal yapı karıştırılmamalı. Kayısı Birlik gibi yapılar ürün alımı yoluyla pazar dengesi sağlanmak için kurulur ve doğru yönetilemezlerse son bulurlar. Ancak Malatya Kayısısı markasını koruyan, onun üretim alanlarını denetleyen, üreticilerin daha fazla üretim yaparak hem ülke içinde hem de dışında kendine özel etkili ve güçlü pazar oluşturarak bu alanı genişletmeyi hedefleyen, Malatya’ya doğrudan gelir temin eden bir kurumdan bahsediyorum. Ortak mutabakatla kurulmuş akademik yönü güçlü kamu denetimi ve kontrolünde üreticilerinde söz sahibi olduğu bir kurum. Bu kurumlar Malatya Valiliği, üniversiteler, kayısı tarımın yoğun yapıldığı ilçe belediyeleri, Malatya Ticaret ve Sanayi Odası, Malatya Ticaret Borsası, Esnaf Odaları Birliği, Ziraat Odaları, kayısı üretiminde etkili çalışmaları olan sivil toplum örgütleri olabilir. Olmalı hatta. Böyle bir kurumun gözetimi altında yapılan kayısı üretimi ve satışının faydalarını saymakla bitiremeyiz elbette.

Başa dönersek kayısı tescil tartışmalarının ne kadar boş bir konu olduğu bahsime gelirsek. Malatya bile onlarca yıldır tonlarca kayısı üreterek bu kurumsallığı başarmamışken alan bazında üretimleri Malatya’ya kıyasla onda bir olan yörelerin başarması eşyanın tabiatına aykırı. O yörelerde yaşayan yurttaşlarımız, üreticilerimiz siyasilerin bu boş vaatleri ile ceviz kabuğunu doldurmayacak kavgalarda oylanmasınlar. Üretimlerinin değerlerinin peşinde koşsunlar ki hem kendileri hem kendi yöreleri hem de Türk ekonomisi kazansın. Zira bu kavgalar kimseye bir şey kazandırmaz.