Bir zamanlar çocuklarımızın elinden biz tutuyorduk. Şimdi onların elinden ekranlar ve sosyal fenomenler tutuyor.
Her şey, “Aman canım, bir saat oyun oynasın.” diyerek internet kafenin kapısından içeriye girildiği günlerde başladı. O gün ilk kıvılcım çaktı;
Sokaktaki oyunlar kapının dışında kaldı.
Sonra ne oldu?
Okul bahçelerinde dersler değil, bilgisayardaki oyun bölümleri konuşulmaya başlandı. Bir çocuğun anlattığını diğeri merak etti, diğeri arkadaşını peşinden sürükledi. İnternet kafeler, teneffüslerin uzantısına dönüştü. Karnelerdeki düşüşü ise ancak iş işten geçmeye başlayınca fark ettik.
En büyük yanılgı şu cümleydi:
"Bir kereden bir şey olmaz."
Toplumun en tehlikeli cümlelerinden biridir bu. Çünkü her bağımlılık, her alışkanlık ve her duyarsızlaşma tam da o "bir kereden" sonra başlar.
Masum denilen oyunlar zamanla yetmedi. Daha fazla şiddet, daha fazla çatışma, daha fazla öldürme… Tek başına oynayan çocuk, birkaç ay sonra sanal timlerin askeri oldu. Kulaklarımızın alıştığı cümlelere bakın:
"Oğlum, düşman arkanda, çabuk öldür!"
"Ben seni koruyorum, sen önündekini bıçakla!"
"Destek kuvvetleri geliyor!"
Bunlar bir film repliği değildi. Bir internet kafede, çocukların ağzından çıkan sıradan cümlelerdi. Küfürlerin alkış gibi yükseldiği, öldürmenin puan kazandırdığı bir dünyanın içinde büyüyen nesle sonra dönüp "Neden öfkelisin?" diye soruyoruz.
Elbette bugünkü şiddetin tek sorumlusu sadece bilgisayar oyunları değildi. Bunu söylemek gerçeği basitleştirmek olur. Asıl suçlu; çocukları saatlerce denetimsiz bırakan aile anlayışı, ticareti vicdanın önüne koyan işletmeler, dijital kültürü eğitimden daha cazip hâle getiren sistem ve seyirci kalan hepimiziz.
Bugün sokakta gördüğümüz öfke, sadece ekrandan taşan bir görüntü değil; yıllarca ihmal edilmiş çocukluğun dışa yansımasıdır.
Kontrol artık sizde değil diyorsanız, bunun sebebi teknoloji değil. Kontrolü, "Bir şey olmaz" diyerek kendi ellerimizle bırakmış olmamızdır.
Bir dönem çocukları internet kafelere anne ve babalar götürmüştü. Bugün ise ellerine verilen akıllı telefon, internet kafeyi evin içine taşıdı.
Eskiden çocuk dışarı giderdi; şimdi dünya çocuğun odasına geliyor. En büyük kırılma da burada yaşandı.
Aile sofraları sessizce dağıldı. Birlikte yenmesi gereken yemekler, otellerdeki açık büfe düzeni gibi tabaklara konulup odalara taşınmaya başladı. Aynı evin içinde yaşayan insanlar, aynı masada oturamayan yabancılara dönüştü. Anne mutfakta, baba salonda, çocuk ise elinde telefonuyla ekranın karşısında… Buna modernlik dendi, aslında aileyi parçaladık.
Şiddet sadece oyunlarda kalmadı. Bu kez yerini, şiddeti, suçu, uyuşturucuyu ve kuralsızlığı özendiren sözde müzik kültürü aldı. Bazı şarkıların ana teması; aileyi küçümsemek, okulu değersiz göstermek, kolay parayı yüceltmek ve suç dünyasını cazip göstermektir. Milyonlarca kez dinlenen bu içerikler, çocukların zihninde “normal” kavramını sessizce yeniden yazıyor.
Daha da vahimi, internet artık yalnızca eğlence aracı değil; organize olmanın, sembollerle haberleşmenin, yanlış çevrelere ulaşmanın ve zararlı alışkanlıkların kapısını aralayan bir alan hâline geldi. Tilki kurnazlığıyla kurulan dijital ilişkiler, çoğu zaman anne babanın da öğretmenin de göremediği karanlık koridorlarda ilerliyor.
Peki biz ne yapıyoruz?
Belediyeler, festivaller ve çeşitli kurumlar, “Gençler bunu seviyor” diyerek milyonlarca lirayı bu kültürü besleyen isimlere harcıyor. Topluma örnek olması gereken sahneler, kimi zaman şiddeti, küfrü ve madde kültürünü pazarlayan gösterilere dönüşüyor. Sonra da gençliğin neden yönünü kaybettiğini tartışıyoruz.
Vücudunun sadece üçte birini kapatan kıyafetlerle gittikleri mekana kadar olan süreçte, yanlarına yaklaşan bir otomobilden yükselen “Kızlar, beraber takılalım mı?” söyleminden sonra kendini arabanın içinde bulan, yaş aralığı 16-25 arasında olan kızların Malatya Büyükşehir Belediyesinin açtığı Şehir Kütüphanesi'ne gitmedikleri kesin. Sonrasında yaşananlar ise bazen gazetelerde ve televizyonların haber kuşaklarında yer alıyor.
Bugün birçok genç gelecek kaygısından çok, sanal alemin peşinde koşuyor. Okumak, üretmek ve kendini geliştirmek yerine; sabah, öğle, akşam değişen ilişkileri hayatın merkezine koyan bir anlayış büyüyor. Bir ayrılık mesajının veya sevgilime neden baktın? Söyleminden sonra çekilen bıçaklar, bir öfke nöbetiyle son bulan genç hayatlar… Bunlar tesadüf değil; yıllardır büyüyen bir kültürel çürümenin geldiği son nokta.
Elbette her şiddetin sebebini telefona, oyuna ya da müziğe yüklemek doğru değildir. Ancak aileyi, eğitimi ve ahlaki sorumluluğu zayıflatan dijital kültürü görmezden gelmek de aynı derecede büyük bir yanlıştır.
En acı gerçek şudur: Çocuklarımızı koruyamıyorsak, bunun nedeni teknolojinin çok güçlü olması değil; yetişkinlerin sorumluluktan giderek daha fazla vazgeçmesidir. Kontrol elimizden alınmadı; biz onu yavaş yavaş kendi ellerimizle sosyal medya ve onun uzantılarına bıraktık.
Ama bir gerçeği belirmek lazım.
Kontrol artık ne ailelerde ne de eğitim sisteminde.
Kontrol artık tehlikenin boyutunu daha da büyüten yozlaşmış müziğin, yıllar öncesinin masum dizilerinin yerini alan ve aile kavramını devre dışı bırakan yapımların ve sosyal medya fenomenlerinin elinde.