Malatya’da yaklaşık 250 yıllık geçmişi bulunan Sancaktar Mezarlığı, yalnızca insanların ebedi istirahatgâhı değildir. Aynı zamanda kentin siyasi, sosyal ve kültürel geçmişine ışık tutan önemli bir hafıza mekânıdır. Bu mezarlıkta, doğrudan devlet yöneticilerinin kendileri olmasa da onların birinci derece yakınlarının yanı sıra Malatya’ya önemli hizmetlerde bulunmuş iki belediye başkanının kabirleri de bulunmaktadır.
Sancaktar Mezarlığı’nda yatan isimlerden biri, Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci Cumhurbaşkanı ve ikinci Başbakanı İsmet İnönü’nün babası Mehmet Reşit Efendi’dir. Osmanlı döneminde Harbiye Nezareti Muhakemat Dairesi’nde yazıcılık görevinde bulunan Mehmet Reşit Efendi, devlet hizmetinden emekli olmuş bir görevlidir. İlk olarak Mücelli Mezarlığı’na defnedilmiş, daha sonra Sancaktar Mezarlığı’na nakledilmiştir.
Mezarlığın tarihî kimliğini önemli kılan bir başka isim ise Hacı Turgut Temelli’dir. Erken Cumhuriyet döneminde Malatya’nın önemli belediye başkanları ve siyasetçileri arasında yer alan Temelli, özellikle kentin modern imar anlayışının şekillenmesinde önemli katkılar sağlamıştır.
Sancaktar Mezarlığı’nda ayrıca 1934-1939 yılları arasında Malatya Belediye Başkanlığı yapan ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin VI. Dönemi’nde Bitlis Milletvekili olarak görev alan, İsmet İnönü’nün amcasının oğlu olan Tevfik Temelli de bulunmaktadır.
Bütün bunlar bize gösteriyor ki Sancaktar Mezarlığı, yalnızca mezarlardan oluşan bir alan değildir. Burası, Malatya’nın yakın tarihinin izlerini taşıyan, kentin geçmişi ile bugünü arasında bağ kuran bir kültürel miras alanıdır.
Koruma kararı var, ancak koruma nerede?
Sancaktar Mezarlığı’nın tarihî ve kültürel niteliği yalnızca geçmişten gelen bir değer değildir. Mezarlık, 2010 yılında Sivas Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu kararıyla sit alanı olarak tescil edilmiştir. Dolayısıyla alan üzerinde yapılacak koruma, restorasyon ve çevre düzenlemesi gibi çalışmaların ilgili koruma kurulu mevzuatı çerçevesinde yürütülmesi gerekmektedir.
Nitekim 2016 yılında Malatya Büyükşehir Belediyesi tarafından mezarlık için bir çevre düzenleme projesi hazırlanmış; duvarların yenilenmesi, mezar taşlarının düzenlenmesi, yürüyüş yollarının oluşturulması ve ağaçlandırma gibi çalışmalar planlanmıştır.
Ancak aradan geçen yıllara rağmen ortada beklenen ölçüde somut bir çalışma bulunmamaktadır.
Koruma altına alınmış bir tarihî alanın korunması neden yalnızca bir kurul kararından ibaret kalmaktadır?
Bu mezarlığın sit alanı olarak kabul edilmesi çok güzel bir gelişme, fakat kültürel mirasın korunması, yalnızca hukuki statü kazandırmakla tamamlanmış olmaz. Asıl sorumluluk, bu statünün gerektirdiği koruma ve bakım çalışmalarının oluşması gerekir.
6 Şubat depremi evlerimizi yıktığı gibi mezarlarımızı da yıktı
6 Şubat 2023 depremleri Malatya’nın yalnızca binalarını değil, kentin tarihî ve kültürel mirasını da ağır biçimde etkiledi. Sancaktar Mezarlığı da bu yıkımdan payını aldı. Binalarımızı veya konutlarımızı yapıyoruz ama geçmişimizi temsil eden mezarlarımızı neden onarmıyoruz?
Deprem sonrasında çok sayıda mezar taşı yerinden çıktı, bazıları devrildi ve kimi mezar yapılarında bozulmalar meydana geldi. Bugün mezarlığın bazı bölümlerinde otlar, toprak ve bakımsızlık nedeniyle mezar taşlarını görmek dahi güçleşmektedir.
Bir kentin tarihini yalnızca müzelerde, arşivlerde veya kitaplarda aramamak gerekir. Bazen bir mezar taşı, bir kitabe ya da bir mezarlık, yüzlerce sayfalık tarih kitabından daha güçlü bir tanıklık yapabilir.
Çünkü mezar taşları yalnızca ölen kişinin adını ve ölüm tarihini taşımaz. Onlar, bir dönemin dilini, sanat anlayışını, toplumsal yapısını, mesleklerini, unvanlarını ve şehir kültürünü de gelecek kuşaklara aktarır.
Bu nedenle Sancaktar Mezarlığı’na bakarken aslında Malatya’nın geçmişine bakıyoruz.
Yerel yöneticilere küçük bir empati çağrısı
Bugün Malatya’yı yönetenlere bir soru sormak istiyorum:
Malatya’ya geçmişte hizmet etmiş, kentin gelişmesine katkıda bulunmuş belediye başkanlarının kabirleri böyle mi olmalı?
Tozun, toprağın ve yabani otların arasında, bazı mezar taşları devrilmiş veya yerinden çıkmış bir hâlde bulunan bu tarihî alan gerçekten Malatya’ya yakışıyor mu?
Üstelik burada yalnızca sıradan bir mezarlık alanından söz etmiyoruz. Kentin tarihine tanıklık etmiş insanların yanı sıra, Cumhuriyet tarihinin önemli isimlerinden İsmet İnönü’nün babasının ve Malatya’ya belediye başkanı olarak hizmet etmiş kişilerin kabirlerinden söz ediyoruz.
Bugün makam sahibi olan herkesin bir gün o makamdan ayrılacağını hatırlaması gerekir. İnsan ömrü gibi makamlar da geçicidir. Fakat geride bırakılan eserler, şehir hafızası ve kültürel miras kalıcıdır.
Belki de yerel yöneticilerimizin zaman zaman kendilerine şu soruyu sormaları gerekir:
“Ben bugün bu şehrin tarihine nasıl davranıyorsam, yıllar sonra benim hatıramın da aynı şekilde korunmasını ister miydim?”
Bu sorunun cevabı, aslında meseleye bakışımızı değiştirebilir.
Bir mezarlık değil, kentin hafıza mekânı
Yerel yönetimlerin görevi yalnızca yeni yollar yapmak, binalar inşa etmek veya yeni parklar oluşturmak değildir. Kent yönetiminin önemli görevlerinden biri de şehrin tarihî ve kültürel mirasını koruyarak gelecek kuşaklara aktarmaktır.
Bu açıdan Sancaktar Mezarlığı’nın durumu yalnızca belediyecilik hizmetleri bakımından değil, kültürel mirasın korunması ve kent belleğinin sürdürülebilirliği açısından da değerlendirilmelidir.
Burada yapılması gereken, tarihî dokuyu ortadan kaldıracak bir yenileme değil; koruma ilkelerine uygun, uzmanların ve ilgili koruma kurulunun denetiminde gerçekleştirilecek bilimsel bir çevre düzenlemesidir. Mezar taşlarının belgelenmesi, zarar görenlerin özgün malzemeleri ve biçimleri dikkate alınarak korunması, yürüyüş yollarının düzenlenmesi, çevre temizliğinin sağlanması ve alanın tarihî kimliğini görünür kılacak bilgilendirme çalışmalarının yapılması mümkündür.
Üstelik bunun için yeni bir tarih icat etmeye de gerek yoktur. Tarih zaten oradadır. Mezar taşlarında, kitabelerde ve toprağın altında yatan insanların hikâyelerinde bizi beklemektedir.
Sonuç: Geçmişi korumayan şehir, geleceğini de eksik kurar
Sancaktar Mezarlığı meselesi, birkaç mezarın veya birkaç kırılmış mezar taşının meselesi değildir. Bu mesele, Malatya’nın geçmişine, kent belleğine ve kültürel mirasına karşı sorumluluğumuzun bir göstergesidir. Bir alanın sit alanı olarak tescil edilmesi, onu fiilen korumadığımız sürece tek başına yeterli değildir. Hukuki koruma ile fiziksel korumanın birbirini tamamlaması gerekir.
Bugün Sancaktar Mezarlığı’nda gördüğümüz bakımsızlık, yalnızca belediyecilik hizmetlerindeki bir eksiklik olarak değerlendirilmemelidir. Aynı zamanda geçmişle kurduğumuz ilişkinin niteliğini de sorgulamamıza neden olmalıdır. Yerel yöneticilerden beklentimiz geçmişi romantikleştirmek değil; bilimsel koruma anlayışıyla sahip çıkmaktır. Bunun yolu, koruma kurulunun kararları doğrultusunda hazırlanmış projeleri raflarda bekletmekten değil, gerekli kaynakları ayırarak bu projeleri hayata geçirmekten geçmektedir.
Unutmamak gerekir ki bugün bir mezarlık taşına gösterdiğimiz özen, aslında kendi tarihimize gösterdiğimiz özenin ölçüsüdür.