Doğal afetler; seller, büyük depremler, tsunamiler ve volkanik patlamalar yalnızca fiziksel yıkıma neden olmaz. Bu olaylar, insan psikolojisinde de derin ve kalıcı izler bırakır. Afet sonrasında korku, öfke, suçluluk, keder ve çaresizlik gibi yoğun duyguların ortaya çıkması son derece yaygındır. Uyku bozuklukları, dikkat ve odaklanma sorunları, kaygı bozuklukları ve travma sonrası stres belirtileri uzun yıllar devam edebilir. Yaşanan büyük travmalar, bireyin zihinsel dünyasında çoğu zaman canlılığını korur ve hayatının geri kalanını etkileyebilir.
İnsanların büyük çoğunluğu, yaşamları boyunca çok yıkıcı olaylarla karşılaşmadıkları için dünyayı güvenli bir yer olarak algılar. Kendilerinin veya sevdiklerinin bir anda ölümle yüzleşebileceğini düşünmezler. Doğumdan itibaren yıllar içinde inşa edilen bu güven duygusu, büyük bir afetle aniden sarsıldığında insan psikolojisinin buna kısa sürede uyum sağlaması neredeyse imkânsız hâle gelir.
Deprem, sel veya volkanik patlama gibi afetler sonrasında ortaya çıkan kayıplar, insanların geçmişteki anılarıyla çatışan yeni bir gerçeklik yaratır. Bir yanda kaybedilen insanlar ve yaşanmış hatıralar, diğer yanda devam etmek zorunda olan hayat vardır. Bu durum, bireyin bilinçaltında birbirleriyle çelişen farklı duygusal süreçlerin ortaya çıkmasına neden olur.
Büyük depremler sonrasında bazı insanlar zamanla yeni düzene uyum sağlayabilir, yaşamlarını yeniden kurabilir ve hayatta kalma mücadelesini sürdürebilir. Ancak herkes aynı psikolojik dayanıklılığa sahip değildir. Bazı bireyler için afetin yarattığı travma ömür boyu sürebilir ve yaşam kalitesini ciddi biçimde etkileyebilir.
2011 yılında Japonya'nın Sendai bölgesi açıklarında meydana gelen büyük deprem ve ardından oluşan tsunami, on binlerce insanın hayatını kaybetmesine ve büyük sosyal-ekonomik yıkıma neden olmuştur. Bu felaket sonrasında Japonya'daki Tohoku Üniversitesinde yapılan bazı araştırmalarda, deprem öncesi ve sonrası elde edilen beyin görüntüleri karşılaştırılmış; travmanın bireylerin beyin yapısı ve işleyişi üzerinde olumsuz etkiler oluşturabildiğine dair bulgular ortaya konmuştur.
Ancak bu felaketin dünya kamuoyunda en çok dikkat çeken yönü, Japon halkının afet karşısında sergilediği toplumsal tavır olmuştur. İnsanlar yaşadıkları büyük acıya rağmen düzenlerini korumuş, kendilerine ulaştırılan yardımlardan yalnızca ihtiyaçları kadarını almış, başkalarının haklarına saygı göstermiş ve toplumsal dayanışmayı ön planda tutmuştur. Yakınlarını kaybedenler acılarını sessizlik ve vakarla yaşamış, toplumsal düzenin bozulmasına izin vermemiştir.
Bu tablo, ülkemizde 6 Şubat 2023 tarihinde yaşanan ve "Asrın Felaketi" olarak adlandırılan depremler sonrasında ortaya çıkan bazı görüntülerle karşılaştırıldığında önemli soruları da beraberinde getirmektedir. Elbette her toplumun kültürel yapısı, tarihsel deneyimleri ve afet yönetim kapasitesi farklıdır. Ancak deprem sonrasında yaşanan hak ihlalleri, fırsatçılık, yardımların dağıtımında ortaya çıkan tartışmalar ve toplumsal kutuplaşmalar, üzerinde düşünülmesi gereken gerçekler olarak karşımızda durmaktadır.
Üç yılı aşkın süre geçmesine rağmen deprem bölgelerinde yaşanan bazı sosyal ve ekonomik sorunların tam anlamıyla çözülememiş olması da ayrıca değerlendirilmelidir. Bir yandan inançlarımızda kul hakkının en büyük günahlardan biri olduğu vurgulanırken, diğer yandan afet dönemlerinde bu hassasiyetin her zaman aynı ölçüde gözetilemediği yönündeki eleştiriler kamuoyunda sıkça dile getirilmektedir.
Buna karşılık, çoğunluğu herhangi bir dine mensup olmayan veya dini yaşamı toplum hayatında daha geri planda bulunan Japon toplumunun afet sonrasında ortaya koyduğu disiplin, dayanışma ve hak gözetme anlayışı dikkat çekmektedir. Bu durum, yalnızca inançların değil; eğitim, hukuk, toplumsal bilinç ve vatandaşlık kültürünün de afet dönemlerindeki davranışları belirleyen temel unsurlar olduğunu göstermektedir.
Depremler ve diğer doğal afetler yalnızca binaları, yolları ve şehirleri yıkmaz; toplumların ahlaki değerlerini, dayanışma kültürünü ve vicdani sorumluluklarını da sınar. Afet sonrasında ortaya çıkan tablo, bir toplumun gerçek karakterini gözler önüne serer. Asıl mesele, felaket anında ne kadar yardım aldığımız değil; o yardımı ne kadar adil paylaştığımız, başkalarının hakkına ne kadar saygı gösterdiğimiz ve ortak acılar karşısında ne kadar insan kalabildiğimizdir. Belki de Japonya örneğinden çıkarılması gereken en önemli ders budur.





