Osmanlı padişahları, kılıç kuşanma törenleri, cuma selamlıkları ve Ramazan ayında Hırka-i Saadet ziyaretleri gibi belirli zamanlar dışında halkın arasında resmî kıyafetleriyle pek görünmezlerdi. Ancak bazı padişahların, zaman zaman kimliklerini gizleyerek tebdil-i kıyafetle İstanbul sokaklarında dolaştıkları bilinir.
Bunun önemli bir amacı vardı: Halkın günlük yaşamını doğrudan gözlemlemek, çarşı ve pazarlardaki durumu görmek, esnafın uygulamalarını denetlemek ve vatandaşın şikâyetlerini herhangi bir makamın müdahalesi olmadan dinlemek…
Çünkü makamda oturan yöneticinin kendisine anlatılanlarla, sokağa çıktığında bizzat gördükleri her zaman aynı olmayabilir.
Tarih boyunca farklı devlet ve yönetimlerde de yöneticilerin halkın arasına karışarak toplumun gerçek durumunu gözlemlemeye çalıştıklarına ilişkin örneklere rastlanmaktadır. Osmanlı tarihinde de bu uygulamaya önem veren padişahlardan biri III. Selim'dir.
Rivayet edilen bir olay, bu denetim anlayışının nasıl işlediğini göstermesi bakımından oldukça dikkat çekicidir.
III. Selim, tebdil-i kıyafetle İstanbul sokaklarında dolaşırken ekmeklerin hem eksik gramajlı hem de kalitesiz olduğunu görür. Bunun üzerine ekmekçileri kaymakama gönderir ve şu anlamdaki talimatı verir:
“Kaymakam Paşa, evvelki gün tebdil-i kıyafetle dolaşırken ekmeğin hem eksik hem de bozuk olduğunu gördüm. Ekmekçileri sana gönderdim. Elbette kabahat kimde ise dükkânının önünde bugün cezalandırılsın. Ben ne zaman tebdile çıksam böyle durumlarla karşılaşıyorum.”
Burada önemli olan, ekmeğin eksik veya bozuk olması kadar, padişahın bunu kendisine verilen resmî raporlardan değil, sokağa çıkarak bizzat gözlemlemesidir.
Çünkü yöneticinin çevresindeki bürokratik yapı, bazen gerçek hayat ile makam arasına görünmez bir duvar örebilir. Vatandaşın yaşadığı sorun, makam sahibine ulaşıncaya kadar değişebilir, küçülebilir veya hiç ulaşmayabilir.
Günümüzde de aynı yöntem işe yarar mı?
Aslında bugün de zaman zaman yöneticilerin vatandaşın yaşadığı sorunları doğrudan görmek amacıyla makamından çıkarak sahaya inmelerinin ne kadar önemli olduğunu gösteren örneklerle karşılaşıyoruz.
Bunlardan biri, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Osman Selçuk Aldemir'in yaşadığı olaydır.
Rektör Aldemir, üniversitenin diş polikliniğiyle ilgili vatandaşlardan gelen şikâyetler üzerine, hizmetin nasıl yürütüldüğünü bizzat görmek amacıyla mesai saatleri içerisinde merkeze gider. Kimliğini ön plana çıkarmadan bir vatandaş gibi muayene olmak istediğini belirtir.
İddiaya göre görevli personel, elinde sigarayla hastayı karşılamış ve doktorun bulunmadığını söyleyerek başka bir hastaneye gitmesini istemiştir. Rektör Aldemir'in doktorun ne zaman geleceğini sorması üzerine de kendisine, “Neden bu kadar çok soru soruyorsunuz?” şeklinde karşılık verilmiştir.
Rektör olduğunu açıklamasının ardından ise olayın incelenmesi için gerekli işlemlerin başlatılması talimatını verdiğini belirten Aldemir, yaşadıklarını şu sözlerle özetlemiştir:
“Vatandaşa nasıl davranıldığını ve sistemin nasıl aksadığını görmüş oldum.”
Bu cümle, aslında konunun özünü anlatıyor.
Çünkü vatandaşın karşılaştığı sorunların tamamı dilekçelerde, şikâyet hatlarında veya resmî yazışmalarda görünmeyebilir. Bazen bir yöneticinin, sıradan bir vatandaş gibi kapıdan içeri girmesi, uzun raporlardan daha fazla şey anlatabilir.
Sayın Valim, bir gün siz de tebdil-i kıyafetle çıkın!
Buradan Malatya Valisi Sayın Seddar Yavuz'a da bir çağrıda bulunmak istiyorum.
Sayın Valim, Malatya'ya gelişinizden bu yana özellikle 6 Şubat 2023 depremlerinin kentimizde bıraktığı maddi ve manevi yaraların sarılması konusunda yoğun bir çalışma içerisinde olduğunuzu biliyoruz. Elbette göreviniz ağır, sorumluluğunuz büyük ve zamanınız sınırlı.
Ancak bütün bunların yanında, zaman zaman makamınızı ve resmî kimliğinizi bir kenara bırakarak sıradan bir vatandaş gibi Malatya'nın kamu kurumlarının kapısından girseniz…
Bir hastanede hasta olsanız…
Bir devlet dairesinde sıraya girseniz…
Bir belediye hizmetinden yararlanmak isteseniz…
Bir vatandaş olarak bilgi almak için bir kamu kurumunun kapısını çalsanız…
Bir işyerinde alış veriş yapsanız…
Acaba neler görürsünüz?
Satıcı vatandaşa nasıl davranıyor?
Personel vatandaşa nasıl davranıyor?
Vatandaşın sorunu gerçekten dinleniyor mu?
Yoksa vatandaş, bir kurumdan diğerine gönderilerek çözüm aramaya mı devam ediyor?
Kamu veya esnafın tamamını elbette aynı kefeye koymak doğru değildir. İşini büyük bir özveriyle yapan, vatandaşın sorununu kendi sorunu gibi gören çok sayıda kamu çalışanı ve esnaf bulunmaktadır. Ancak birkaç kişinin yanlış tutumu bile vatandaşın bütün kamu kurumlarına bakışını olumsuz etkileyebilmektedir.
Makamın göremediğini sokak gösterebilir
Bugün artık yöneticilerin tebdil-i kıyafetle sokağa çıkması belki eski dönemlerdeki anlamıyla mümkün olmayabilir. Fakat bunun günümüzdeki karşılığı vardır: Makamın dışında, vatandaşın yanında olmak.
Vatandaşın ne söylediğini dinlemek kadar, nasıl davranıldığını görmek de önemlidir.
Çünkü bir kurumun duvarlarında her şey yolunda görünebilir. Dosyalar düzenli olabilir, istatistikler olumlu çıkabilir, raporlar başarılı sonuçlar gösterebilir. Fakat kapıdan içeri giren vatandaş kendisini değersiz, çaresiz veya yalnız hissediyorsa ortada hâlâ çözülmesi gereken bir sorun vardır.
III. Selim'in yüzyıllar önce ekmekçileri denetlemek için yaptığı gibi, bugün de yöneticilerin vatandaşın yaşadığı gerçek hayatı doğrudan görmeye ihtiyacı var.
Çünkü vatandaşın anlattığı sorun ile yöneticinin duyduğu sorun aynı olmayabilir.
Adil.dogan444@gmail.com
Sosyal İletişimci





