Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş sürecinde ülkenin iktisadi yapısı henüz gelişmemişti. Ulaşım altyapısının yetersizliği, modern yolların bulunmaması, uzun yıllar süren savaşlar ve işgaller ile çalışan ve üreten nüfusun savaşlar ve salgın hastalıklar nedeniyle büyük kayıplar vermesi, hem Türkiye genelinde hem de Malatya özelinde ciddi ekonomik ve sosyal sıkıntılara yol açmıştır.

Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde sanayinin yok denecek kadar az olduğu şehirlerden biri olan Malatya, Cumhuriyet'in ilanından sonra devletin planlı yatırımları sayesinde önemli bir dönüşüm yaşamıştır. Özellikle 1940'lı yıllara gelindiğinde kentte imalat sanayisi kayda değer bir gelişme göstermiştir.

Cumhuriyet'in ilk yıllarında Malatya, sahip olduğu ekonomik yapıyı büyük ölçüde korumuş; tarım, dokumacılık ve hayvancılık şehrin temel geçim kaynakları olmuştur. Tarımsal üretimde tahılın yanı sıra yaş ve kuru kayısı başta olmak üzere afyon, tütün, kuru üzüm, kiraz ve elma öne çıkmıştır. El tezgâhlarında üretilen bez, halı ve kilimler de dönemin önemli ekonomik değerleri arasında yer almıştır.

Malatya'nın ekonomik gelişimine ivme kazandıran en önemli yatırımlardan biri demiryolu olmuştur. Fevzipaşa Demiryolu ile Malatya ve çevresi Akdeniz'e bağlanmış, İskenderun-Erzurum hattının önemli bir kavşak noktası hâline gelen şehir, ticaret ve ulaşım bakımından stratejik bir konuma yükselmiştir. Bu gelişme, Malatya'nın ekonomik büyümesine önemli katkılar sağlamıştır.

Cumhuriyet'in benimsediği devletçilik politikası doğrultusunda Malatya'da ulaşım, üretim, istihdam, ithalat ve ihracat alanlarında önemli adımlar atılmıştır. Aynı dönemde şehir bağcılıkta da dikkat çekici bir üretim merkezi hâline gelmiş; 1925 ve 1930'lu yıllarda Türkiye'de İzmir'den sonra en fazla üzüm üreten ikinci il konumuna ulaşmıştır.

Meyveciliğin geliştirilmesi amacıyla dönemin Tarım Bakanlığı tarafından Malatya'ya uzmanlar gönderilmiş, bölgenin iklim ve coğrafi yapısına uygun ürünler üzerine araştırmalar yapılmıştır. Bu çalışmalar sonucunda Prof. Dr. Gleisberg tarafından kayısının bölge için en verimli ve ekonomik ürün olduğu tespit edilmiş, ardından bu çalışmaları sürdürecek Meyvecilik Araştırma İstasyonu'nun kurulmasına öncülük edilmiştir.

Sanayileşme sürecinde 1939 yılında üretime başlayan Sümerbank Pamuklu Sanayi Müessesesi ile Tekel Tütün Fabrikası ve Malatya Şeker Fabrikası Malatya ekonomisinin lokomotifleri olmuştur. Teşviklerden yararlanan işletmeler arasında üretim değerinin yüzde 60,5'ini Tekel Tütün Fabrikası Şeker Fabrikası, yüzde 38,2'sini ise Sümerbank Pamuklu Sanayi Müessesesi gerçekleştirmiştir. Geriye kalan üretim; Oral Un Fabrikası ve bir tabakhane tarafından sağlanmıştır.

Peki, Malatya'nın bu sanayi ve kalkınma geçmişini neden hatırlatıyorum?

Çünkü bütün bu tarihsel gelişmeler ışığında şu soruyu sormak gerekir: Bugün Malatya Ticaret ve Sanayi Odası, kuruluş amacına ve tarihsel sorumluluğuna uygun şekilde görevini yerine getirebilmiş midir?

Cumhuriyet ile yaşıt sayılabilecek bir geçmişe sahip olan Malatya Ticaret ve Sanayi Odası, yokluk yıllarında ve 1929 Dünya Ekonomik Buhranı'nın etkilerine rağmen devletçilik anlayışının sunduğu imkânlarla Tekel Sigara Fabrikası, Sümerbank, Şeker Fabrikası ve özel sektörün kurduğu un fabrikaları gibi yatırımların hayata geçirilmesine katkı sunarak Malatya'nın ekonomik kalkınmasında önemli bir rol üstlenmiştir.

1980'li yıllarda ise hemşehrimiz olan Başbakan Turgut Özal'ın önemli katkılarıyla Malatya 1. Organize Sanayi Bölgesi kurulmuş ve üretim anlamında büyük bir kalkınma hamlesi gerçekleştirilmiştir. 1980'li ve 1990'lı yılların baş aktörlerinden olan dönemin Malatya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Abdurrahman Yavuz, 12 yıl başkanlık yapmış; ancak bu başkan da kendi koltuğunu koruma hevesiyle büyük bir fırsatın kaçırılmasına neden olmuş ve 1. Organize Sanayi Bölgesi yatırımı beklenen verimlilik düzeyine ulaştırılamamıştır.

Ardından, AK Parti yanlısı bir yönetim anlayışıyla Mücahit Fındıklı'nın gelişiyle birlikte odanın yönetim anlayışı değişmiş, daha muhafazakâr ve MÜSİAD üyelerinin yönetim anlayışı hâkim kılınmış, şehir bir kez daha siyasete alet edilmiştir.

Bir sonra ki dönemde ise Mücahit Fındıklı'nın varisi Kuyumcu Hasan Hüseyin Erkoç'un başkanlığıyla birlikte Malatya Ticaret ve Sanayi Odası adeta kış uykusuna yatmış, seçimden seçime ziyaretler yapılmış, Malatya'ya sekiz kayıp yıl daha yaşatılmıştır.

Çevre illerle kıyaslandığında Malatya, sanayileşme hamlesine çok daha erken başlamasına rağmen bu avantajını sürdürülebilir bir başarıya dönüştürememiştir.

Bunun en önemli nedenlerinden biri olarak Malatya Ticaret ve Sanayi Odasının uzun yıllar boyunca ortaya koyduğu yönetim anlayışı gösterilebilir. Özellikle 1980'li yıllarda tekstil sektöründe bölgenin önemli merkezlerinden biri olan Malatya'nın, bugün bu alandaki liderliğini Kahramanmaraş'a kaptırmış olması dikkat çekicidir. O yıllarda Kahramanmaraş'ta üretim daha çok küçük atölyelerde yapılırken, 2000-2020 yılları arasında gerçekleştirilen tekstil, çelik, kâğıt ve enerji yatırımları sayesinde şehir sanayi üretimi ve ihracatta Malatya'nın önüne geçmiştir. Üstelik 6 Şubat depremlerinde ağır hasar almasına rağmen güçlü sanayi altyapısı sayesinde üretimini kısa sürede yeniden ayağa kaldırabilmiştir.

1980-2026 dönemi birlikte değerlendirildiğinde Kahramanmaraş'ın sanayide çok daha hızlı büyüdüğü ve bölgenin en önemli üretim merkezlerinden biri hâline geldiği görülmektedir. Malatya ise tarımsal ihracatta büyük ölçüde kayısı sayesinde öne çıkmaktadır. Ancak bu başarının önemli bir kısmı kurumsal planlamadan ziyade bölgenin doğal iklim ve coğrafi avantajlarından kaynaklanmaktadır.

Bugün ise 2 Ekim 2026 tarihinde yapılacak Malatya Ticaret ve Sanayi Odası seçimlerinde mevcut başkanın yeniden aday olduğu görülmektedir. Ne yazık ki makam ve mevki hırsı, sadece siyasette değil, meslek kuruluşlarında da kendisini göstermektedir. Dün ülkeyi yönetenleri görev süreleri nedeniyle eleştirenlerin, bugün bulundukları koltukları vazgeçilmez görmeleri düşündürücüdür.

Ayrıca meclis üyeliklerinde de uzun yıllardır aynı isimlerin veya aynı grupların dönüşümlü şekilde görev aldığı yönündeki eleştiriler kamuoyunda sıkça dile getirilmektedir. Bir dönem bir ismin, sonraki dönem ise aynı grubun başka bir temsilcisinin seçilmesiyle oluşan yapı, demokratik rekabeti zayıflatmakta ve yeni fikirlerin yönetime katılmasını engellemektedir.

Sonuç olarak, Malatya, Cumhuriyet'in ilk yıllarında devletin planlı yatırımları sayesinde Doğu Anadolu'nun en önemli sanayi ve üretim merkezlerinden biri olma yolunda önemli avantajlar elde etmiştir. Ancak tarih boyunca kazanılan bu üstünlük, doğru planlama, güçlü vizyon ve sürdürülebilir sanayi politikalarıyla korunamamıştır. Bugün gelinen noktada çevre iller birçok alanda Malatya'nın önüne geçmişse, bunun sorumluluğu yalnızca ekonomik şartlara veya doğal afetlere yüklenemez. Kurumların yönetim anlayışı, vizyon eksikliği ve hesap verebilirlik anlayışının yetersizliği de bu tablonun önemli nedenleri arasındadır.

Malatya Ticaret ve Sanayi Odası'nın artık seçim odaklı değil, üretim odaklı bir anlayışı benimsemesi gerekmektedir. Sanayicinin, ihracatçının, esnafın ve genç girişimcilerin önünü açacak projeler geliştirilmeden, deprem sonrası yeniden yapılanma sürecine öncülük edilmeden ve kurumsal yenilenme sağlanmadan Malatya'nın geçmişte sahip olduğu ekonomik gücüne yeniden ulaşması mümkün görünmemektedir.

Adil.dogan444@gmail.com

Sosyal İletişimci