Malatya’mızda 23 Ekim-1 Kasım 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilen kitap fuarı organizasyonu, özellikle yüksek bütçeli olması nedeniyle kamuoyunda tartışmalara yol açmış; organizasyonun maliyeti yazılı ve görsel medyada da kendisine yer bulmuştur. Kitap fuarlarının düzenlenmesi, toplumun kitapla buluşması ve yayıncılık sektörünün desteklenmesi açısından olumlu olarak görmek gerekir.
Türkiye genelinde ve Malatya özelinde değerlendirildiğinde, kitap okuma alışkanlığının arzu edilen düzeyde olmadığı, çeşitli araştırmaların sonuçlarından anlaşılmaktadır. Farklı dönemlerde yapılan bilimsel çalışmaların ortaya koyduğu veriler de genel olarak birbirine yakın sonuçlar vermektedir. Oysa kitap okuma alışkanlığı çocukluk döneminde kazanıldığında bireyin yaşamının diğer evrelerinde de devam etme olasılığı artmaktadır.
Bu alışkanlığın kazanılabilmesi için öncelikle çocuğun çevresinde örnek alabileceği, kitap okuyan ve okudukları üzerine düşünen insanların bulunması gerekir. Birey, ilk okuma deneyimlerini ailesinden, özellikle anne ve babasından edinir. Ardından öğretmenleri, arkadaşları ve sosyal çevresi bu alışkanlığın gelişmesinde etkili olur. Evinde kitap okunmayan, okulunda öğretmenini kitapla buluşturamayan, çarşıda, pazarda ve günlük yaşamında kitap okuyan insanlarla karşılaşmayan bir çocuğun okuma kültürü edinmesi elbette kolay değildir.
Çocukların kitapla tanışmasını sağlamak öncelikle ailenin görevidir. Ancak bu tanışmanın yalnızca kitap satın almakla veya çocuğa kitap hediye etmekle olmaz. Asıl önemli olan, çocuğun kitabı okuması, okuduklarını anlamlandırması ve analiz edebilme yeteneği kazanmasıdır. Bu noktada aileden sonra en büyük sorumluluk öğretmenlere düşmektedir. Ne var ki kitap okumayan ailelerin çocuklarına bu konuda örnek olabilmesi mümkün değildir.
Türkiye'de 2.000 öğrenci üzerinde gerçekleştirilen bir araştırmanın sonuçları, okuma alışkanlığının kazanılmasında rol modelin önemini ortaya koyması bakımından dikkat çekicidir. Araştırmaya katılan öğrencilerin yüzde 57,3'ü kitap okuma alışkanlığını öğretmenlerinden kazandıklarını belirtirken annelerinden etkilendiklerini söyleyenlerin oranı yüzde 17,9, babalarından etkilendiklerini belirtenlerin oranı ise yüzde 13,4'tür. Ayrıca öğrencilerin yüzde 35,4'ü ilk kitaplarını öğretmenlerinin kendilerine verdiğini ifade etmiştir. Bu veriler, öğretmenlerin çocukların kitapla tanışmasındaki belirleyici rolünü ortaya koyarken ailelerin okuma kültürünü çocuklarına aktarma konusunda yeterince etkili olamadıklarını da düşündürmektedir.
Ailelerin kitap okuma konusunda duyarsız kaldığı bir toplumsal ortamda öğretmenlerin sorumluluğu daha da artmaktadır. Türkiye’de Öğretmenler Kitap okuma ve edinme üzerine yapılan bir araştırmada, hiç okumayan veya zayıf okuma alışkanlığına sahip olan öğretmenlerin oranının yüzde 68,5 olduğu belirtilmektedir. Başka bir ifadeyle her 100 öğretmenden yaklaşık 69'u, öğrencilerine okuma alışkanlığı kazandırma konusunda yeterli bir rol model oluşturamayacak durumdadır.
Oysa öğretmen, öğrencinin yalnızca ders başarısını etkileyen bir eğitimci değildir. Özellikle zihinsel gelişimin hızlı olduğu çocukluk ve gençlik dönemlerinde, öğrencinin düşünme, sorgulama, anlama ve analiz etme becerilerinin gelişmesinde önemli bir yere sahiptir. Kitap okumayan bir anne veya baba öncelikle kendi çocuğuna olumsuz örnek olurken kitap okumayan bir öğretmenin etkisi yüzlerce, hatta binlerce öğrenciyi kapsayabilir.
Türkiye'nin farklı illerinde belirli dönemlerde kitap fuarları düzenlenmektedir. Bu organizasyonların temel amaçlarından birinin kitap satışlarını artırmak olduğu açıktır. Ancak kitap fuarlarını yalnızca ticari hareketlilik ve ziyaretçi sayısı üzerinden değerlendirmek, meselenin kültürel boyutunu göz ardı etmek anlamına gelir. Burada Malatya Büyükşehir Belediyesi bünyesinde faaliyet gösteren Malatya Kültür AŞ yetkililerine de bazı sorular yöneltmek gerekiyor: Organizasyonu gerçekleştiren yetkililer en son hangi kitabı okudu? Yılda kaç kitap okuyorlar? Okudukları kitapların içeriği üzerine düşünüyor ve değerlendirme yapıyorlar mı? Çünkü okuma kültürünü topluma kazandırmayı hedefleyen kurumların öncelikle kendi yöneticileriyle bu konuda örnek oluşturması gerekir. Benzer soruları kitap satıcılarına ve kitabevi yetkililerine de yöneltmek mümkündür. Bir kitabı okuyucuya sunan kişinin, yalnızca kitabın adını ve fiyatını bilmesi yeterli midir? Kitabın içeriğine, yazarın düşünce dünyasına ve okuyucuya kazandırabileceklerine ne ölçüde hâkimdir? Tabi burada bütün kitap satıcılarının kitapların tamamını okuması beklenemez. Fakat kitapla doğrudan ilişkili bir mesleği icra edenlerin, en azından okuma ve kitap kültürüne ilişkin birikim sahibi olmaları gerekir.
Çocukluğumuzda, gelişmiş ülkelerde trafik ışıklarında yayalara kırmızı ışık yandığında insanların beklerken kitap okuduklarına ilişkin anlatılar duyardık. 1991 yılında gerçekleştirdiğim ilk yurt dışı seyahatimde bu davranışı bizzat gözlemleme fırsatı buldum. O gün gördüğüm manzara, kitap okumanın yalnızca okulda veya belirli zamanlarda gerçekleştirilen bir faaliyet olmadığını, günlük yaşamın doğal bir parçasına dönüşebileceğini göstermişti.
Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Sami Er'in kentin farklı bölgelerini kütüphanelerle donatmaya yönelik düşüncesini ve bu yöndeki çalışmalarını önemsiyorum. Ancak kütüphanelerin sayısını artırmak tek başına yeterli değildir. Bugün kütüphanelere giden gençlerin önemli bir bölümünün burayı kitap okumak, araştırmak ve kendisini geliştirmekten ziyade sınavlara hazırlanmak amacıyla kullandığını gözlemliyoruz. Kütüphanelerin yalnızca sınavlara hazırlık mekânlarına dönüşmesi, onların asıl işlevinin geri planda kalmasına neden olmaktadır. Sınavlara hazırlanmak bir ihtiyaç, fakat kütüphanelerin bilgiye ulaşma, araştırma yapma, düşünme ve öğrenme kültürünü geliştirme işlevi bundan çok daha geniştir.
Malatya'nın ihtiyacı yalnızca yüksek bütçelerle düzenlenen kitap fuarları, fuar alanlarına ücretsiz taşınan ziyaretçiler veya kentin farklı noktalarına inşa edilen kütüphaneler değildir. Malatya'nın asıl ihtiyacı, kitabı hayatının bir parçası hâline getirmiş bireyler yetiştirebilmektir. Bir fuara binlerce kişinin katılması, o kentte binlerce insanın kitap okuduğu anlamına gelmez. Ücretsiz ulaşım sağlamak, ziyaretçi sayısını artırmak veya ünlü yazarları fuar alanına getirmek de kendiliğinden okuma kültürü oluşturmaz. Eğer bir organizasyonun başarısı yalnızca harcanan para, ağırlanan konuk sayısı ve ziyaretçi istatistikleri üzerinden ölçülüyorsa burada kültürel bir başarıdan söz etmek güçtür.
Sanıyorum Malatya’da bugüne kadar düzenlenen 12 kitap fuarının ardından Malatya Kültür AŞ yetkililerine bazı sorular yöneltmek gerekiyor. Bu fuarlar sona erdikten sonra kaç çocuk düzenli kitap okuma alışkanlığı kazanmıştır? Bu süreçte sosyal medya ne ölçüde etkin kullanılmış? çocukların ve gençlerin kitapla buluşmasını sağlayacak ne tür çalışmalar yürütülmüştür? On iki yıl boyunca bu fuarları ziyaret eden gençlerden kaçı yazarlığa yönelmiş, bu organizasyonlardan esinlenerek Malatya’dan yetişen ve eserleriyle Türkiye çapında tanınan kaç yazar veya düşünür ortaya çıkmıştır? Kaç aile evinde kitap okuma alışkanlığı kazanmış? Kaç çocuk kendi evinde kendisine ait bir kütüphane oluşturmuştur? Bütün bu soruların bilimsel yöntemlerle araştırılması, elde edilen sonuçların değerlendirilmesi ve geleceğe yönelik somut bir yol haritası oluşturulması gerekmez mi? Kitap fuarı düzenlemek kolaydır, kütüphane yapmak mümkündür; ancak okuyan, sorgulayan ve düşünen bir toplum oluşturmak emek, süreklilik ve samimiyet ister. En önemlisi de bu sürecin bilimsel bir altyapıya dayandırılması gerekir.
Sosyal İletişimci Adil.dogan444@gmail.com





